Rabbım Razı Olsun Kardesım
Kerâmeti isbât için kimsenin inkâr edemeyeceği kuvvetli iki delil vardır:
1- Sâdık rü'yânın acâib hâlidir. Rü'yâ hâlinde gayb tecelli ediyor. Rü'yâda tecelli ederse uyanıklıkta niçin tecelli etmesin? Uyku ile uyanıklık arasında duyu orgranlarının durgunluğundan başka bir fark yoktur. Rü'yâda olan adam duyu işleri ile meşgul olmaz. Hâlbuki nice uyanık kimseler vardır ki, onlar da dalgınlıkları sebebiyle duyularından haberleri bile olmaz. Söyleneni de duymaz, yanından geçeni de görmez.
2- Resûl-i Ekrem'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) gaybdan ve gelecekten haber vermesi gibi. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm bunu açıkça ifâde etmektedir. Peygamber hakkında câiz olunca, ümmeti hakkında da buna inanmak câizdir. Çünkü o da bir insandır. Resûl-i Ekrem (sallAllahu aleyhi ve sellem) işlerin hakikatleri kendisine keşfolunan ve halkın ıslâhı ile meşgul olan bir insandır. Halkın ıslâhı ile meşgul olmayan bir insana keşif yapılması niçin muhal olsun? Elbette bunlara da keşif yapılır. Ancak bu gibilere Nebi değil, velî denilir. Peygamberlere ve sâdık rü'yâlara inanan kimse, kalbinde biri hislere açılan dış kapısı ve biri de melekût âlemine açılan iç kapısı olduğuna inanır. İşte bu kapı ilhâm kapısı ve kalbe üfürülen kapıdır. Buradan kalbe vahiy ilhâm olunur. Bunlara da inandıktan sonra ilimleri mutlaka bilindiği gibi öğrenmek sûretiyle elde etmek lâzım geldiğine tahsîs etmek mümkün olmaz. Mücâhedenin de ilim yolu olmasını akıl tecvîz eder. İşte bu, bizim anlattığımız kalbin görünür ve görünmez âlemlere açılan kapıları olduğunu tenbih eder. Tâbire muhtaç bir misal ile rü'yâda bir şeyin keşfolmasının ve çeşitli sûretlerde meleklerin Peygamberlere ve velîlere gözükmelerinin sebeblerine gelince, bunlar da kalbin acâib sırlarındandır. Bunlar ancak mükâşefe ilminde açıklanabilir. Burada bu kadarla yetinelim. Çünkü mücâhede ile keşif talebi için bu kadarı kâfidir. Keşif erbâbından birisi şöyle anlatıyor:
''Melek bana gözüktü ve;
- Biz senin amellerinden bir şey yazamıyoruz, hâlbuki seni Allah'a yaklaştıracak amellerinden yazmak isteriz. Ne olur, şu kalbî amellerinden söyle de yazalım, dedi. Ben de meleğe;
- Farz amellerimi yazmıyor musun? dedim. Melekler:
- Evet yazıyoruz, deyince, ben;
- İşte o kadarı kâfidir, dedim.''
Bu açıklama kirâmen kâtibîn meleklerinin dahi kalb amellerine muttalî olmadıklarını, ancak dış amelleri bilebildiklerini gösterir. Yine âriflerden birisi şöyle anlatıyor:
''Ebdâllerden birisine bir mes'eleyi sordum. O, sağına baktı:
- Allah rahmet etsin, ne dersin? dedi. Soluna baktı;
- Allah rahmet etsin, ne dersin? dedi. Ve nihâyet göğsüne bakarak;
- Ne dersin, Allah rahmet etsin, dedi ve sonra hiç duyulmadık şekilde garib bir cevâb verdi. Neticede bu hareketlerinden kendisine sordum. Ebdâl:
- Sorduğun suâlin cevâbını bilmiyordum, solumdaki meleğe sordum, bilmedi. Sağımdaki melek daha âlim, ona sordum, o da bilmedi. Bu sefer kalbime teveccüh ettim ve sana verdiğim cevâbı kalbimden aldım ve kalbim her iki melekten de âlim çıktı, dedi.''
İşte bu, Resûl-i Ekrem (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in:
- ''Ümmetimden tahdîs edilenler var, Ömer de onlardandır.''
buyurduğu mübârek sözünün mânâsıdır. Eserde vârid olduğuna göre Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- ''Hangi kulumun kalbinde benim zikrim gâlib ise, onun idâresini üzerime alır, onun arkadaşı ve yoldaşı olurum.''
Ebû Süleyman Dârânî (Allah rahmet etsin) diyor ki:
- ''Kalb, çatılı bir kubbe gibidir. Etrafında kapalı kapıları vardır. Amel ile hangi kapıyı açarsa, işte o kapıdan melekût ve Mele-i A'lâ tarafına bir yol açılmış olur. Bu kapı, mücâhede ve şüpheli şeylerden çekinerek vera' sâhibi olmak, şehvet ve lezzetlerden kaçınmakla açılır. Bunun için Ömer (radıyAllahu anh) ordu kumandanlarına:
- 'Allah'a itâat eden zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.' demiştir.''
Yine âlimlerden birisi:
- 'Allah'ın yardımı Hakîmlerin ağzındadır. Onlar, ancak Allah Teâlâ'nın onlar için hazırladığı hikmetli hak ve sözleri konuşurlar.'
demiştir. Âlimlerden olan bir zât da şöyle diyor:
- 'Allah Teâlâ huşû edenleri bazı sırlarına muttalî kılar, diyebilirim.''
Kaynak: İhyâ-u Ulûmi'd-dîn (İmam Gazâlî -kuddise sirruh-)
Yaşlanan bir gün bugün..Bavulu topluyor ve son vedası tıpkı dün gibi, köşeye çekilip ağlıyor..Bense yarına penceremden bakma gafletindeyim..Gözlerim dolu ve ellerim tutuklu yüzüme.
Rabbım Razı Olsun Kardesım
Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)