<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Nurudilara.com - Ben'i Terket; O'nu Bulursun !]]></title>
		<link>http://www.nurudilara.com/</link>
		<description>Ehli sünnet velcemaat akidesi, fıkıh, hadis, siyer, tasavvuf  ve sair dini konular hakkında paylaşımların yapıldığı platform.</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 16:58:55 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.nurudilara.com/images/misc/rss.png</url>
			<title><![CDATA[Nurudilara.com - Ben'i Terket; O'nu Bulursun !]]></title>
			<link>http://www.nurudilara.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Bayram Cuma Günü...</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9506&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 22:57:35 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://www.timeturk.com/images/news/080920102109237610202_2.jpg               
  
 
*Bayram rötar yaptı* 
 
İslam ülkelerinin çoğu bugün...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.timeturk.com/images/news/080920102109237610202_2.jpg" class="highslide" onclick="return hs.expand(this)"><img src="http://www.timeturk.com/images/news/080920102109237610202_2.jpg" border="0" alt="" onload="HSImageResizer.createOn(this);" /></a>             <br />
 <br />
<br />
<font size="3"><font color="Red"><b>Bayram rötar yaptı</b></font></font><br />
<br />
İslam ülkelerinin çoğu bugün hilali görmemelerinden dolayı  Ramazan Bayramının ilk günü olarak Cuma gününü ilan etti.<br />
<br />
<b>Haber Merkezi / TİMETURK</b><br />
<br />
<b>İslam ülkeleri cuma bayram yapacak</b><br />
<br />
Müslüman ülkelerin çoğu Ramazan bayramına cuma günü başlıyor. Bir kısım  İslam ülkeleri ise Perşembe (yarın) Ramazan bayramına başlayacağını  duyurdu. <br />
<br />
Bu akşam (Çarşamba) hilali görmemelerinden dolayı Ramazan ayını 30'a  tamamlayacaklarını ilan eden İslam ülkeleri, Cuma gününü Ramazan ilk  günü olarak ilan etti. <br />
<br />
Cuma günü Ramazan Bayramına başlayacaklarını duyuran İslam ülkeleri  şunlar; Mısır, Ürdün, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi  Arabistan, İran, Cezayir, Sudan, Filistin, Suriye, Tunus, Endonezya,  Malezya, Katar ve Bahreyn. <br />
<br />
Brezilya, İtalya ve Kanada'daki Müslümanların da cuma gününü Ramazan bayramının ilk günü olarak ilan ettikleri belirtildi. <br />
<br />
<b>Perşembe günü bayram kutlayacak ülkeler</b><br />
<br />
Türkiye, Rusya, Ukrayna, Kosova, Makedonya, Sırbistan ve Bosna Hersek ise yarın (Perşembe) günü Ramazan bayramına başlıyor.  <br />
<br />
Perşembe günü (Yarın) Ramazan bayramını kutlayacak olan Müslüman  ülkelerin, Rü'yeti Hilale göre değil takvim hesabına göre bayrama  başlayacakları vurgulandı. <br />
<br />
Arap ülkelerinden Libya sadece yarın bayram yapacaklarını ilan etti. <br />
<br />
<b>Pakistan'da Bayram cumartesi günü</b><br />
<br />
Pakistan'ın ise Ramazan ayına bir gün geç başlamasından dolayı Cumartesi günü Ramazan Bayramına başlayacağı bildirildi.</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=31">Gündem</category>
			<dc:creator>Sakallı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9506</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gerçek Mü'min Odur Ki...]]></title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9505&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 00:40:20 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Gerçek Mü'min odur ki, bir taraf- 
 tan Allah Teâlâ'nın kendisini gördüğünü ve 
 kontrol ettiğini bilir; bu bilginin şuuru içerisinde 
 Allah'ın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen">Gerçek Mü'min odur ki, bir taraf-</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> tan <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Teâlâ'nın kendisini gördüğünü ve</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> kontrol ettiğini bilir; bu bilginin şuuru içerisinde</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'ın yasaklarını terk ve emrlerini îfâ eder...</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> Bu hale murakebe denilir, ki Mü'minin birinci ve</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> en elzem rabıtası budur. Diğer taraftan Mü'min,</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> Müslüman kardeşlerinin zat ve sıfatlarının hatı-</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> rında tutarak kendisinden büyüklere saygı,</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> küçüklere şefkat ve merhamet gösterir; zaman</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> zaman hayalinde fakirlerini, şeref sahiblerini ve</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> âlimleri düşünür. Mü'minin Mü'mini rabıta et-</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> mesi de budur. Kalbdeki bu rabıta keml bulursa,</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> Mü'min Mü'minden rûhen haberdar olur, ızdıra-</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> bını paylaşır ve maddeten bilfiil de, malıyla,</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> gücüyle ilim ve fikriyle yardımına koşar. İşte</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> &quot;fenâfil'ihvan&quot;ın manası budur. İmam Münâvî</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> diyor ki: &lt;&lt; Hafız İbnu Attar, senediyle Ârif Endü-</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> lüsî'den naklen şöyle anlatır: Biz birgün Ârif'i</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> Billah İbnu Tarîf'in evinde misafirdik. Bize </font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> yemek takdim etti. Biz yemeğe başlamak istedik,</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> onun ise yüzü değişti ve bizden ayrıldı. Derin</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> bir düşünceye daldıktan sonra başını kaldırdı</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> ve şöyle dedi. <b>&quot;Özür dilerim, Filan oğlu filan</b></font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"><b> kardeşimin evi, eşkiyalar tarafından saldı-</b></font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"><b> rıya uğradı. Şu anda onlara zülüm yapılmak-</b></font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"><b> tadır. Yemek boğazımdan geçmiyor.&quot;</b> Tekrar</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"> daldı. Bir müddet sonra, başını kaldırarak:</font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"><b>&quot;Hamd olsun! Kardeşim çoluk çocuklarıyla</b></font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"><b> kurtuldu, belayı ehven geçirdi. Şimdi ye-</b></font></font></font><br />
<font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen"><b> meğe buyrun.&quot; </b></font></font></font> <font face="Comic Sans MS"><font size="4"><font color="DarkGreen">dedi. &gt;&gt;<br />
<br />
Tevessül...<br />
</font></font></font></div></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=61">Eserlerinden İnciler</category>
			<dc:creator>Sakallı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9505</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İyi dinle ey kardeşim...</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9504&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 00:16:09 GMT</pubDate>
			<description>**Ey  Allahü tealanın yarattığı güzel kul; Yaşlanmaktan korkma!.. Yaşlanmak  deri buruşması değildir.. Asıl yaşlılık, ruhun buruşmasıdır.. 
Âlimin ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4"><font color="green"><b><font face="Comic Sans Ms"><i><b>Ey  <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>ü tealanın yarattığı güzel kul; Yaşlanmaktan korkma!.. Yaşlanmak  deri buruşması değildir.. Asıl yaşlılık, ruhun buruşmasıdır..<br />
Âlimin  yaşlısı, yaşlandıkça koç olur, cahilin yaşlısı ise, yaşlandıkça hiç  olur.. Yaşlanmak, bir dağın zirvesine çıkmak gibidir.. Çıkıncaya kadar  yorulursun, ancak çıkınca da her tarafı çok net görürsün..<br />
<br />
Yaşlılık,  bir başka ifadeyle gençliğin muhasebesidir.. Hayatın kaymağıdır..  Medeniyete büyük hizmetler eden bütün meşhurlar, en kıymetli eserlerini  yaşlılık yıllarında vermişlerdir.. Şunu iyi bil ki; cahil, hangi yaşta  olursa olsun bayattır.. Çünkü, cehalet onu bayatlatır.. Âlim ise, hangi  yaşta olursa olsun tazedir.. İlim, kişiyi diri ve taze tutar, çünkü..<br />
<br />
Unutma;<br />
<br />
&#8220;Alimin sözü lal-ü mercan incidir.. Cahilin sözü bin can incitir..&#8221;<br />
<br />
Ey kıymetli dost;<br />
<br />
Hayat,  tren kompartımanları gibidir.. Hangi kompartımanda olduğundan ziyade, o  kompartımanda nereye gittiğin önemlidir.. Aslolan sahip olduklarından  çok sahip olduklarınla ne yaptığındır..<br />
<br />
Zamanının bereketini  görmek istiyorsan, hayatını, lüzumsuz teferruatlardan arındır.. Sade,  basit, kolay bir hayat yaşa!.. Boş işlerle ne diye meşgul olduğunu  sorgula..<br />
<br />
Dünyayı eline al, ama kalbine alma.. Yoksa, dünya seni alır kendine köle eder..<br />
<br />
Yemek  yerken ağzından girenlere, konuşurken ağzından çıkanlara, dinlerken de  gönlüne girenlere dikkat et!.. Filtrelenmeyen şeyler, bazen zarar  verebilir.. Kiminle hangi mevzuu konuşacağını iyi bil..<br />
<br />
Cahillerle kesinlikle tartışma!..<br />
Hiç kimseye de hak ettiğinden fazla değer verme!..<br />
Kalplerinin manevî siyahlığı yüzüne vurmuş sahte aydınlara, dinini sakın ola emanet etme..<br />
Yolunu kaybetmişlerden, yol gösterici olmaz!..<br />
Onlardan hikmet değil, ancak ibret alabilirsin..<br />
<br />
Ey <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>&#8217;ın aziz kulu..<br />
<br />
Münasebetlerinde  daima orta yolu seç.. Küsecekmiş gibi barış, barışacakmış gibi küs..  Muhabbetinde dengeli olamayan, öfke hâlinde dengesizdir.. Uçlardan sakın  ki, seni uçurmasınlar..<br />
<br />
Düşmanlarına gelince;<br />
<br />
Onlara çok kin besleme.. Gün gelir cahil dostlarının şerrinden seni onlar kurtarır..<br />
Ahmağın katmerlisi, sulamadığı, beslemediği, çapalamadığı ağaçtan meyve bekleyen ham hayalperestlerdir..<br />
İlişkilerini  de, duygularını da bir fidan gibi bakıma almalısın ve beslemelisin..  İmtihandan geçmeyen dostluklar, karton evlere benzer.. Üflendiğinde  yıkılır gider..<br />
<br />
Ey benim kıymetli kardeşim..<br />
<br />
Nasihat çok pahalı olmasına rağmen, çoğu zaman ucuza gider..<br />
Altının değerini sarraf, kelâmın değerini erbab anlar..<br />
Erbab olmayan, sözün kadrinden ne anlar?..<br />
<br />
Sami Özey</b></i></font></b></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=30">Serbest Kürsü</category>
			<dc:creator>SiyahSancaktaR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9504</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Boş zamanlarda " Zamanı harcarken]]></title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9503&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 00:15:12 GMT</pubDate>
			<description>**Dünyaya geldik geleli âhirete doğru yol alıyoruz. 
 
Bunun için de âhiret yurdu, bize dünya yurdundan daha yakın. 
 
Ne zaman terk edeceğimizi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4"><font color="green"><b><font face="Comic Sans Ms"><b>Dünyaya geldik geleli âhirete doğru yol alıyoruz.<br />
<br />
Bunun için de âhiret yurdu, bize dünya yurdundan daha yakın.<br />
<br />
Ne zaman terk edeceğimizi bilmediğimiz bir diyardayız.<br />
<br />
Ve âhiret yolunu tutmuş gidiyoruz.<br />
<br />
Sanki  bir deniz kıyısında yürür gibiyiz. İleri*de Ölüm durağımız olan bir  burun var. Her adım atışta o buru*na biraz daha yaklaşıyoruz ve geride  bir ayak izi bırakıyoruz. Şimdiye dek ne kadar ayak izi bıraktık acaba?  Ve hangi adımla*rı, hangi niyetle, ne yöne attık?<br />
<br />
Gelip geçtiği  halde dokunulmamış, el değmemiş, yaşanma*mış vakitlerimiz var. Hepsi de  boşa geçirilmiş. Bize bir hediye gelse hemen paketi açar, hediyemizi  kullanırız da, açılmamış paketler olan boş vakitlerimizi yaşamadan  geçmişe göndeririz. Hepsi de &quot;tembel&quot; damgasını yiyen paketlerdir.<br />
<br />
Doğan  günü batana kadar yakalayamazsak, günün batımı gi*bi batarız. Günün  boşa geçirilmesi bir çeşit yavaş intihardır. Biz farkında bile olmadan  tembelliğimiz bizi harcar. Ömür dediği*miz sel gider, eser dediğimiz kum  kalır. Ama bir tembelin sel gibi gidişinden sonra, bırakacak kumu,  eseri de yoktur.<br />
<br />
Gider*ken ardımızda iyi eserler bırakmak için  faaliyete geçmeli, her yeni günü yeni bir fırsat bilmeli, geçen zamanla  savaşa girip ganimetler  toplamalıyız. Aksi takdirde sel gibi geçen  zaman, bir tembeli daha yanma katıp götürecektir.<br />
<br />
Hepimiz fizikî  ve fikrî kaynaklarımızın çok gerisinde yaşıyo*ruz.Sahip olduğumuz  kabiliyetler bakımından kâinatın en mü*kemmel varlığıyız. Ve her  kabiliyetimiz işletilmeyi, körelmekten kurtulup gün yüzüne çıkmayı  bekliyor. Eğer tembellik has*talısına yakalanır da kabiliyetlerimizi  kullanamazsak, hepsi zamanla körelmeye ve sönmeye başlar. Ve adeta  paslanır. İşle*yen demirin pas tutmadığı gibi, pas tutmaya yüz tutmuş  kabili*yetlerimizi işletmeli ve hepsini kurtarmaya bakmalıyız.<br />
<br />
Uzuvlarımızda  bile tembellikten ya da hareketsizlikten mey*dana gelen körelmeleri  görebiliriz. Uzun zaman hareketsiz ka*lan bir uzvumuz uyuşmaya başlar ve  bize ızdırap verir. Bir gö*zümüzü bir dakika bile kapalı tutsak,  açtığımızda bulanık gör*meye başlarız ve işlevini yitirdiğini görürüz. O  halde çalışmayı aç gözlülük bilip, gözümüzü açalım. Uyuşukluğumuzu  gider*menin tek yolu harekettir. Ama hareketlerimiz de boşa kürek  sallarcasına mânâsız hareketler olmamalıdır. Faydalı işler yap*mak üzere  harekete geçmeliyiz.<br />
<br />
Büyüklerimiz, &quot;Bir derenin kenarına otur  da, zamanın akışını seyret&quot; demişler. Bakalım oturmaktan ve seyretmekten  ne za*man vazgeçeceğiz. Atomlardan güneşe, yıldızlara kadar her şeyde  çalışma ve hareket prensibi var. O halde bizler de kendimizi hareketsiz,  çalışmaz ve tembel halden kurtarmalıyız. Çünkü gö*revimiz çok, vaktimiz  ise alabildiğine sınırlı bir yolcuyuz.<br />
<br />
Cebimizde paramızla bir  alış-verişe çıksak, en az parayla en iyi malı nasıl alacağımızın  hesabını yaparız. Yaparız da, en kısa zamanda en iyi işi nasıl  yapacağımızı nedense hiç düşünmeyiz, herhalde tembelliğimiz böyle ince  hesaplar yapmamıza izin vermiyor. Oysaki milyarlar versek, geçmişteki  bir dakikamızı bile geri vermezler. Ömür karşılığında sattığımız günleri  bir daha geri alamayız. Çünkü, satılan mal geri alınmaz.<br />
<br />
Pazardan  bir kilo meyve alsak, eve geldiğimizde çoğunun çü*rük çıktığını görsek,  aldatılmanın öfkesiyle manava veryansın ederiz. Aldanmayalım. Ömür  sermayemizle yaptığımız alış-verişlerde aldatılmak istemiyorsak, ne  aldığımıza dikkat etmeli*yiz. O çürük meyveler, &quot;tembellik&quot; damgasını  yiyen boş vakitlerimizdir. Çünkü uzun süre duran, yenmeyen meyve çürür.  Her hayırlı işimiz, bakî hayata gönderdiğimiz meyvelerimizdir. Tembel  insanların nasibiyse boşlanmış vakit, yapılmamış işler ve çürük  meyvelerdir.<br />
<br />
Vaktin değerini daha iyi anlamamız için ölümü  sürekli hatır*da tutmak bize yardımcı olacaktır. Her an ölebileceğim  düşü*nen insanlar tam bir faaliyet içindedir ve böyleleri tembellik  edecek vakit bulamaz. Her halde kabirdeki insanlar dirilselerdi bize  vaktin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlatırlardı. Çünkü ancak  ömür bitince kıymeti anlaşılacaktır. Ölümü düşünmek, bizlere hayatın  kıymetini daha iyi hissettirir ve her gü*nümüzün dolu dolu, iyilikle  geçmesini sağlar. Böylece vaktin değerinin anlaşılmasıyla, vakit israfı  da önlenir.<br />
<br />
Tembel oluşumuzun ve vakti israf etmemizin tek nedeni  ha*yatın değerini bilemeyişimiz. Bir gün öleceğimize inanıyoruz ama  uzun bir zaman sonra, hayallerimizi gerçekleştirdikten sonra olacağını  zannediyoruz. Hele sağlığımız da yerindeyse ölüm bizim için dağların  arkasında, başka diyarlardaymış kadar uzak geliyor. Bu yüzden hayatın  kıymetini bilemeden, önemsiz işlerle uğraşıp gidiyoruz.<br />
<br />
İnsanlara sorduğumuz ya da insanların bize sorduğu şu soru çok düşündürücüdür: &quot;Boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?&quot;<br />
<br />
Boş  vakitler hayatımızda Öylesine büyük bir yer oluşturmuş ki, insanlar bu  soruyu sorma ihtiyacını ve cesaretini gösterebiliyorlar. Hayatımızda boş  vakit diye bir kavram olmasaydı, böyle bir soru da olmazdı. O halde  aslında bütün bir ömrümüz bize boş vakitler halinde veriliyor ve biz de  güzel şeylerle doldurmakla yükümlüyüz. Hani suların kesileceği haberini  alınca nası1 kap-kacak doldurma telaşına giriyoruz. İşte aynen onun  gibi, ivi işlerle vakit doldurma telaşına girmeliyiz. Az sonra su  kesil*meyecek, ama ondan daha kötü bir şey olacak. Öleceğiz&#8230;<br />
<br />
&quot;Boş  vakitlerinizde ne yapıyorsunuz?&quot; sorusunu bir insana sorduğunuz da  hemen ezberlemişçesine sıralamaya başlar: Ki*tap okuyorum, ev işlerine  yardım ediyorum, müzik dinliyo*rum, hobilerim var. Aslında bomboş zamanı  olan böyle bir insa*nın bu saydıkları, onun dolu zamanının işleridir.  Dolu zamanla*rında yaptığı bu işler haricinde bomboş vakitleri vardır.  Boş za*manlarını da boşlayarak geçirir.<br />
<br />
Eskiden hobi diye bir şey  yok*tu. Atalarımız hayırda yarışmaktan, hobi gibi faydasız işlere  va*kit bulamazlardı. Hobiler, gayesiz ve hedefsiz yaşayan insanla*rın  kullandığı bir çeşit vakit öldürme ve ömür tüketme aracıdır. İbadet  etmek için gönderildiğimiz dünyada hobi yapıyorsak, dolu zamanlarımızın  işleri de hobilerden farksızsa, tembel ol*duğumuzu kendimize itiraf  etmemiz ve âhiretteki güzel şeyler*le tembellerin karşılaşmayacağını da  bilmemiz gerekiyor.<br />
<br />
&quot;Vakit öldürme&quot; tabirini bilirsiniz. Aslında  bu, insanın kendi kendini öldürmesidir. Yani bir çeşit yavaş intihar.  Doğduğu*muz andan itibaren bize verilen ömür mühletinin içine giriyo*ruz  ve büyüdükçe geri sayım başlıyor. Bizse bu mühleti, bu vakti öldürme  peşinde koşarken aniden ölüvereceğiz.<br />
<br />
Niyedir bilinmez &quot;vakit  öldürme&quot; eylemini çoğu zaman yapı*yoruz. Bu da ölümün nefesini ensemizde  hissetmediğimizin, Ölümün, dağların-taşların ardında bir yerlerde  olduğunu zan*netmemizin bir sonucu. Yani ömrümüzü şu sözün iki şıkkından  biriyle geçiriyoruz: &quot;insan vardır, zamanı kendi hesabına yontar, insan  da vardır, bir ömür boyu zaman onu yontar.&quot;<br />
<br />
Ne dersiniz? Zamanı  faydalı işlerimizle kendi hesabımıza yontabiliyor muyuz? Yoksa zaman,  boş vakitlerimizle bizi mi yontuyor? O halde hepimiz, boş vakitlerimizi  öldürüp, dolu va*kitlerimizi diriltmek durumundayız.<br />
<br />
Bir de  vaktimizi habersizce çalan insanlar vardır. Tam güzel bir iş yapacağımız  sırada bizi lafa tutup, dakikalarımızı çalan insanlar.<br />
<br />
Andre Moris böyleleri için bakın ne diyor:<br />
<br />
&quot;Çalışan  bir kimse için zaman yiyicilerden sakınmak bir gö*revdir. Bunlar  acımasız kişilerdir. Kendilerine karşı koymayan birini son saniyesine  kadar alırlar ve bir an bile düşünmezler ki, kendi haline bırakılacak  olsa, o adam değerli bir iş çıkartacak*tır.&quot;<br />
<br />
O halde vaktini  öldüren insan yalnızca kendi vaktini öldür*mekle kalmıyor, intiharına  çalışan insanları da davet ediyor. İn*sanların da ömürlerini çalıyor.<br />
<br />
Batılı  bir düşünür şöyle diyor: &quot;Osmanlıların güldükleri nadir görülür.  Konuşmaları gayet ciddidir. İşlerinden bahsederken çok kısa konuşurlar  ve kendilerine de az kelimeyle cevap veril*mesini isterler.&quot;<br />
<br />
O zamanlar iş yapmaktan konuşmaya vakit bulunmazdı. Bizlerse konuşmaktan iş yapacak vakit bulamıyoruz.<br />
<br />
O  halde hem kendi vakitlerimizi öldürmeyelim, hem de in*sanların  ömürlerini çalmayalım. Boş vakitlerimizi öldürüp, do*lu vakitlerimizi  diriltelim.<br />
<br />
Madem ki ömür sermayemizle dün*ya çarşısına  alış-verişe çıktık, yol için ne lazımsa en güzellerini almaya bakalım.  Tembellerin âhiretteki nasibi çürük meyveler*dir. Hayırlı işlerde  yarışarak, bakî hayatta karşımıza çıkacak gü*zel meyveler alalım.<br />
<br />
 <br />
<br />
 Hülya Kartal</b></font></b></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=30">Serbest Kürsü</category>
			<dc:creator>SiyahSancaktaR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9503</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Doğruluk kurtarır!</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9502&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 00:14:12 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[**Hazreti  Ali buyurdu ki: &#8220;Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir. Doğruluk  kurtarır, yalan felâkete sürükler. Emanete hıyanet etmemek, imandandır;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4"><font color="green"><b><font face="Comic Sans Ms"><b>Hazreti  Ali buyurdu ki: &#8220;Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir. Doğruluk  kurtarır, yalan felâkete sürükler. Emanete hıyanet etmemek, imandandır;  güler yüzlülük ihsandandır. Kanaat insanı zengin yapar, yerinde  kullanılmayan zenginlik azdırır. Affetmek fazilettir. Dünya aldatır,  şehvet kandırır. Lezzet oyalar, nefsin arzuları alçaltır. Haset  yıpratır, nefret çökertir.&#8221;<br />
<br />
Abdullah bin Amr buyurdu ki: &#8220;Nasıl  dirhemlerini kaybettiğin zaman üzülüyorsun, doğru söylemeyip yalan  söylediğin veya başka kötü bir şey konuştuğun zaman için de üzül. Seni  ilgilendirmeyen şeyi konuşma!&#8221;<br />
<br />
İnsanların bir kısmı dili  sebebiyle ikram görür. Bir kısmı dili yüzünden hor görülür, sevilmez.  Akıllı kimse, dili sebebiyle sevilmeyenlerden olmaz. O, kendini diliyle  herkese sevdirir.<br />
<br />
Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: &#8220;İlk Peygamberlik sözünden insanların duydukları: Eğer utanmıyorsan istediğini yap.&#8221;<br />
İsmail  bin Abdülmelik şöyle anlatır: &#8220;Halife Abdülmelik bin Mervân,  çocuklarına Kur&#8217;ân-ı kerîm öğrettiğim gibi, doğruluğu öğretmemi,  öldürücü bir zehir gibi olan yalandan onları sakındırmamı, bu husûsta  onları terbiye etmemi bana emretmiştir.&#8221; Kişiye, her duyduğunu  söylemesi, ona yalan olarak yeter.<br />
<br />
Resûlullah Efendimiz buyurdu  ki: &#8220;<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>ü teâlâ dili, bedenin diğer uzuvlarına üstün kıldı. Onun  derecesini yükseltti. Çünkü, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>ü teâlâ kendi birliğini, ortağı  olmadığını, vücûdun diğer kısımları arasından ona söyletti. Öyleyse,  akıllı bir kimsenin, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>ü teâlânın kendi birliğini ve büyüklüğünü  konuşturmak için yarattığı böyle bir âleti, yalana alıştırması asla  yakışmaz. Bilakis, insana, dilini devamlı doğruyu söylemeye, dünyâ ve  âhirette kendisine fâide verecek şeylere alıştırması lâzımdır. Dil neye  alıştırılırsa, onu ister, onu konuşur. Yalana alıştırılırsa, yalan  söylemeye başlar.&#8221;<br />
<br />
<font color="red"><br />
Doğruluğun gücü!</font><br />
<br />
Seyyid  Abdülkadiri Geylani hazretleri anlatır: İlim tahsili için evden  ayrılırken annem, elbisemin iç kısmına görülmeyecek şekilde babamdan  kalma kırk altın koydu. İhtiyaç hâlinde, bunları harcamamı söyledi.  Sonra ağlayarak dedi ki: &#8220;Belki bir daha seninle görüşemeyeceğim.  İnşâ<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> âhirette görüşeceğiz. Senden istediğim bir tek şart var; o da  şu: Her ne olursa olsun, yalan söylemeyeceksin! Her zaman doğruluk  üzerinde bulunacaksın!&#8221;<br />
Yola çıktık. Hemedan&#8217;ı geçince altmış kişilik  bir eşkıya grubu yolumuzu kestiler. Herkesin parasını, kıymetli  eşyalarını aldılar. Bir ara eşkıyânın biri yanımdan geçerken, şaka yollu  &#8220;neyin var&#8221; diye bana sordu. &#8220;Kırk altınım var&#8221; dedim.<br />
<br />
Eşkıyâ  beni dalga geçiyor zannederek, üzerimi aramadan çekip gitti. Başka bir  eşkıyâ gelip, o da aynı şeyi sordu. Ona da &#8220;Kırk altınım var&#8221; diye cevap  verdim. O da sözümü önemsemeyip, gitti. Bunlar reîslerinin yanında  benden bahsedince, reîsleri beni yanına çağırıp sordu:<br />
<br />
- Yanımda kırk altınım var diyormuşsun! Bizimle dalga geçmeye utanmıyor musun?<br />
<br />
- Hayır ben yalan söylemiyorum. İsterseniz, söküp bakabilirsiniz.<br />
<br />
Eşkıyâdan  birisi gelip, elbisemin içindeki gizli yeri söktü. Altınları çıkarttı.  Reisleri şaşırıp bana sordu: &#8220;Evlâdım biz senin üzerini aramadık. Gizli  yerde olduğu için arasak da bulamazdık. Biz sorduğumuzda, &#8220;Bir şeyim  yok&#8221; deseydin, geçer giderdik. Altınların sana kalırdı. Bu altınlara  yazık değil mi, niçin doğruyu söyledin?&#8221;<br />
<br />
Ben de, &#8220;Ben ilim  tahsîli için Bağdat&#8217;a gidiyorum. Annem yola çıkarken bana vasiyet etti  ve dedi ki: &#8216;Ne olursa olsun yalan söylemeyeceksin!&#8217; Ben de anneme söz  verdim. Sözümde durmayıp, anneme ihânet edemem. Bunun için doğruyu  söyledim&#8221; dedim.<br />
<br />
Bu cevabın karşısında, eşkıyâ reîsi bana dönüp  ağlayarak şunları söyledi: &#8220;Bunca senedir, beni yaratan Rabbime verdiğim  sözde durmadım. O&#8217;nun yasak ettiği işleri yaptım. Senin bu hâlin beni  kendime getirdi. Hepinizin huzûrunda tövbe ediyorum.&#8221;<br />
<br />
Reîslerinin  bu hâlini gören eşkıyâlar, &#8220;Biz de tövbe ettik&#8221; diyerek, aldıkları  bütün malları sahiplerine verdiler. İlk defa elimde tövbe eden, bu  altmış kişidir...<br />
<br />
Mehmet Oruç</b></font></b></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=27">Muhtelif Dîni Yazılar</category>
			<dc:creator>SiyahSancaktaR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9502</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Susmak Üstüne....</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9501&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 00:12:56 GMT</pubDate>
			<description>**Susarız.. 
Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz. 
 
Susarız.. 
Konuşulanlar öyle abes ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4"><font color="green"><b><font face="Comic Sans Ms"><b><font color="red">Susarız..</font><br />
Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz.<br />
<font color="red"><br />
Susarız..</font><br />
Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu.<br />
<br />
<font color="red">Susarız..</font><br />
Sessiz bir onaydır susuşumuz&#8230;Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere.<br />
<br />
<font color="red">Susarız..</font><br />
Sessiz  bir bekleyiş olur susmak. Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak  değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır  sessizliğimiz. Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için  tanınmış bir süre. Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki  gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak.<br />
<br />
<font color="red">Susarız..</font><br />
Dile  getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz. Öylesine yaralanmışızdır  ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak. Ve biliriz ki hiçbir  söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar. Ve  susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen.<br />
<br />
<font color="red">Susarız..</font><br />
Hassas  ve kırılgan bir tepkidir. Küçücük bir hatırlatmadır belki. Fark  edilmesi ve onarılması incelik ister. Ya yeniden bir kazanıştır yada  aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için.<br />
<font color="red"> <br />
Susarız..</font><br />
Bir  ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait  aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı  masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır. Bir  duruş, bir soluklanmadır susmak. Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve  geleceğin muhasebesidir. Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir  daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne  kadar mümkün olduğuna. Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye  başladığı yerdir susmak.<br />
<font color="red"><br />
Susarız..</font><br />
Ayağımız  yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır  yüreğimiz. Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır. Öyle bir ruhsal  bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve  susarız. Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz.<br />
<font color="red"><br />
Susarız..</font><br />
İletişimin  tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve  hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı. Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim  bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran.  Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur  cümlelerin sonuna. Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah  nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar. Güven ve sevginin  içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş  halidir susmak.<br />
<font color="red"><br />
Susarız..</font><br />
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir. Korku eşlik eder suskunluğumuza.<br />
<br />
<font color="red">Susarız..</font><br />
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin.<br />
<font color="red"><br />
Susarız..</font><br />
Hayata  karşı bir susuştur bu kez yaşanan. Bizi can evimizden vuran bir kayıp,  yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız. Söylenecek  hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün  sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir. Hayatın bize bir şey  katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı  kaybettiğimiz bir yer. Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir  hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj  kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız.<br />
<font color="red"><br />
Susmak;</font>  eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır  yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok  sesi hapseden sessiz bir eylemdir..<br />
<br />
<br />
Esin ARDIÇ</b></font></b></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=38">Edebiyat ve Özgün Yazılar</category>
			<dc:creator>SiyahSancaktaR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9501</guid>
		</item>
		<item>
			<title>2. Mahmud Hazretleri ve Devletin Yeniden Yapılanması</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9500&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 00:10:38 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif  (http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif) 
 
 
 
 
Resim:...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="green"><div align="center"><a href="http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif" target="_blank"><a href="http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif" class="highslide" onclick="return hs.expand(this)" ><img src="http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif" border="0" alt="" onload="HSImageResizer.createOn(this);" /></a></a><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<a href="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/380/5.jpg" class="highslide" onclick="return hs.expand(this)" ><img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/380/5.jpg" border="0" alt="" onload="HSImageResizer.createOn(this);" /></a><br />
<br />
</div><font size="4"><br />
</font><font size="4"><font face="Comic Sans Ms"><b>2.  Mahmud'un babası 1. Abdülhamid, annesi Gürcü asıllı Nakş-i Dil  Sultan'dır. 20 Temmuz 1785'te doğan 2. Mahmud, Osmanlı'nın 30.  padişahıdır. Osmanlı ailesi Kur'ân'ın bayraktarı bir millet olduğundan  küçük şehzade de, baştan itibaren <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> (celle celâlühü) ve Peygamber  (sall<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>ü aleyhi ve sellem) sevgisiyle yetiştirilmiş ve bu sevginin  gereklerini de ömrünün sonuna kadar hassasiyetle ortaya koymuştur. Bu  sevginin bir tercümanı olarak kaleme aldığı na't-ı şerîfi 1820'de  Medine'ye, Hücre-i Saadet'e göndermiştir. Çok küçük yaşta babasını  kaybeden 2. Mahmud, bütün baba sevgisini amcası 3. Selim'den görmüştür.  2. Mahmud'un şartlar gereği çok iyi yetiştirilmesi lâzımdı. Bunun için  3. Selim, hemen her gün musiki dersi vermek bahanesi ile 24 yaşındaki  veliaht-şehzadeyi dairesine çağırıyor, tahta geçtiğinde yapması icap  eden şeyleri kendisine öğretmeye çalışıyordu. Bunu yaparken de sürekli  kendi uygulama ve tecrübelerini aktarıyor, hattâ büyük bir tevazu ve  mahcubiyetle, yaptığı hataları da ifade ederek onun da aynı yanlışa  düşmesini engelleme adına gayret gösteriyordu. Sürekli &quot;Oğlum Mahmud!  Bütün ümidim sendedir, devletin istikbali de sendedir. Nizam-ı Cedit  tatbik edilmezse bu devlet için felah bulmak ihtimali yoktur. İnş<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>  tez zamanda saltanat sana nasip olur. Benim hatalarımdan ders alarak  nizam ile devlete taze bir ruh verirsin.&quot; diyerek onu devlet yönetimine  hazırlıyordu. Amcasından aldığı ders ve nasihatler hükümdar olduğunda  devleti idare etme adına ona büyük bir bilgi ve tecrübe kazandırmıştı.  Devrin kıymetli âlimlerinden teknik, askerî, idarî sahalarda özel  dersler almıştı. Ayrıca o, iyi bir hattat, bestekâr ve müzisyendi.<br />
<br />
3.  Selim'i tahtan indirip hapsedenler, 2. Mahmud'u da yok etmek istiyordu.  Kendisini tam bir ihtilâl kargaşası içinde bulan veliaht, gelişmelerin  seyrini ve muhtemel sonucunu bilecek kadar da sarayın tarihine vâkıf idi  ve gelecek adına sabredip ülkenin tekrar doğru zemine getirilmesi  gerektiğine inanıyordu. O, tam bir Osmanlı idi. &quot;Ya devlet başa veya  kuzgun leşe&quot; şeklinde düşünüyor ve &quot;Bir şehzade için ikisinin ortasında  bir ihtimal yoktur.&quot; diyordu. Yanındaki korumalarına &quot;Önce amcam Sultan  Selim'i şehit etmek isterler! Tez yetişip amcamı kurtarın ben burada  elimden gelen müdafaa tertibatını alırım. Kazandığımız her dakika bizim  için kâr-ı azimdir.&quot; diyerek elinde kılıç, pürdikkat, telâş  göstermeksizin hayatını kastetmeye kararlı yaklaşık 30'a yakın  yeniçeriyi beklemeye başlamıştı. Korumaları ve özellikle de hizmetkârı  Cevriye Kalfa'nın kızgın kül operasyonu ile kısmen zaman kazanılmış,  ortaya çıkan karışıklıktan faydalanılarak şehzade odadan dama  çıkartılmış ve sonunda kurtarılmıştı. Fakat bu nasıl bir cürettir ki,  devletin başındaki otoriteyi yok etmeye karar veren karanlık kurulun  tetikçileri, şehzade dama çıkarken onu yaralamışlardı. Rusçuk Ayanı  Alemdar Mustafa Paşa'nın da yardımıyla katillerin elinden zor  kurtulmuştu. 2. Mahmud, Temmuz 1808'de 23 yaşında tahta geçmiş ve  Osmanlı Devleti'nin bir bakıma üçüncü kurucusu olmuştu.</b></font></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=32">Târih</category>
			<dc:creator>SiyahSancaktaR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9500</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Teheccüd Namazı Nasıl Kılınır ?</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9499&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:04:40 GMT</pubDate>
			<description>Teheccüd namazının vakti ile ilgili olarak gelen rivayetlerde gecenin ortası veya son kısmının namaz, dua ve istiğfarla ihya edilmesi tavsiye...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Teheccüd namazının vakti ile ilgili olarak gelen rivayetlerde gecenin ortası veya son kısmının namaz, dua ve istiğfarla ihya edilmesi tavsiye edilmiştir. Konuyla ilgili fiili sünneti anlatan çok sayıdaki rivayetlerde, Peygamberimizin (asm) yatsıyı kılıp vitri kılmadan uyuduktan sonra gecenin ortalarına doğru veya ortasından hemen sonra uyandığı, ondan sonra ibadete başladığı, bir süre namaz kıldıktan sonra vitir namazını ve daha sonrada sabah namazının sünnetini kıldığı ifade edilir.<br />
 <br />
Uyanamamaktan korkan kişi vitir namazını kılıp ondan sonra yatması daha uygundur. Teheccüd namazı kılındıktan sonra yatılıp tekrar sabah namazı için kalkılabilir. Bunda bir mahzur yoktur.<br />
 <br />
Teheccüd namazı, yatsı namazından sonra bir miktar uyuyup kalkınca kılınan bir gece namazıdır. İslâmın ilk devirlerinde henüz beş vakit namaz farz kılınmadan önce teheccüd namazı bütün mü&#8217;minlerin üzerine farzdı. Miraç&#8217;la birlikte beş vakit namazın farziyeti sâbit olunca, teheccüd namazı ümmet için nâfile bir namaz olarak kalırken, bir Peygamber hassası olması cihetiyle sadece Peygamberimiz (a.s.m.) için farziyeti devam etti. Bu da İsrâ Sûresinin 79. âyetinde beyan edilmiştir. Çünkü sadaka ve zekât almaması ve nikâh gibi mazı meselelerde sadece Peygamberimize has, onun zatına mahsus ibadetler vardır. Teheccüd namazı da bunların içine dahildir.<br />
 <br />
Bu namaz iki rekâttan sekiz rekâta kadar kılınabilir. Yani, imkân nisbetinde iki, dört, altı ve sekiz rekât olarak kılınabilir. Mutlaka sekiz rekât kılınacak diye bir mecburiyet yoktur. Bu namazı insan kendi evinde kılabildiği gibi, gece çalıştığı iş yeri, fabrika gibi yerlerde uygun bir vakitte de kılabilir.<br />
 <br />
Teheccüd namazının fazileti hakkında pek çok hadis rivayet edilmektedir. Bu hadislerden birisinin meâli şöyledir:<br />
 <br />
&#8220;Gecenin üçte birisi kalınca her gece Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şafak sökünceye kadar şöyle buyurur:<br />
 <br />
&#8216;Kim Benden bir şey isterse ona vereyim. Kim Bana duâ ederse onun duâsına icabet edeyim. Kim istiğfar ederse, ona mağfiret edeyim.&#8221;<br />
 <br />
Hadisin râvisi Ebû Hüreyre Hazretleri şu cümleyi eklemektedir:<br />
 <br />
&#8220;Bunun içindir ki, Sahabiler gece sonunda namaz kılmayı gecenin evvelinden daha çok severdi.&#8221; (İbni Mâce, İkametü&#8217;s-Salât: 182)<br />
 <br />
Genel olarak gecelerin ibadetle ihyası sadedinde, hadis kitaplarında çok sayıda sahih sözlü ve fiili sünnet rivayet edilmektedir. Bu rivayetlerden bir kısmı, genel olarak gece namazlarının fazileti (Müslim, 1163; Tirmizi, 438...) ve Peygamberimizin (asm) gece namazlarını hiç aksatmadan kıldığına ve bu namazlarda namazın rükünlerini çok fazla uzattığına dairdir. (Buhari, Teheccüd, ; Ebu Davud, 874; İbn Mace, 897...) Bir kısmı ise, gecenin ortasının namazla ihya edilmesi, diğer bir kısmı gecenin son kısmının dua namaz ve istiğfarla ihya edilmesi ve bu ihyanın keyfiyeti hakkındadır. (Buhari, Teheccüd, Tecridi Sarih Tere. ve Şerhi, H.No: 590, 591, 592, 595...). (Peygamberimiz'in gece namazları hakkındaki farklı rivayetlerin tümü için bkz., Tirmizi, eş-Şemailu'l-Muhammediyye, sh.221-236; Bağavi, Şerhu's-Sünne, IV, sh. 3-135).<br />
 <br />
Gece namazlarını Peygamberimizin (asm) nasıl, ne zaman, kaç rekat olarak kıldığına dair esasları öğrendiğimiz fiili sünnetle ilgili rivayetlerin büyük çoğunluğu da Peygamberimizin (asm) hanımlarından (annelerimizden), özellikle de Hz. Aişe (ra) annemizden nakledilmektedir.<br />
 <br />
Gecelerin namazla, dua ve istiğfarla ihyası hakkındaki hadislere ek olarak, bu hadislerden çıkartılabilecek esaslara da delalet eden, gece namazlarıyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'deki bir çok ayeti kerimede Peygamberimize (asm) hitaben sarih bir şekilde gecenin belli vakitlerinde kalkıp namaz kılmasının emredilmiş olmasını (Müzzemmil, 1-6; İsrâ, 79; Zariyat, 17-18;...) dikkate alan bazı alimlere göre, gece namazları Peygamberimiz'e (asm) farz (Hanefilerin dışındakilerin terminolojisine göre ise vacip) idi. Diğer bir kısım alimlerin görüşüne göre ise, gece namazları hem Peygamberimize (asm) ve hem de bütün Müslümanlara farz idi; daha sonra diğer Müslümanlardan farziyet kaldırılıp (neshedilip), sadece Peygamberimize (asm) has kaldı. Selef alimlerince ümmet için hâlâ vacib olduğu görüşü de ileri sürülmüştür. Bir başka görüşe göre ise, hem Peygamberimiz'e (asm) ve hem de diğer Müslümanlara farz olmayıp (özellikle) Peygamberimize (asm) sevabı diğer nafilelerden daha fazla olan nafile bir namaz (ziyade-i sevab ve fazilet), ümmetine ise, günahlara keffaret ve mağrifet vesilesi olan bir nafile namaz idi. Zira, sahih bir hadiste, Peygamberimiz (asm), &quot;Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır&quot; buyurmuşlardır. (Müslim, 1163; Tirmizi, 438...) Gece namazının ümmete farz olmayıp nafile olduğunu kabul edenlerden de, bazıları bu namaza mendub (müstahab) derken, bazıları müekked sünnet demişlerdir.<br />
 <br />
İsra süresindeki konuyla ilgili ayeti kerimede, geceleyin kalkıp gece namazı kılma işi, teheccüd fiiliyle ifade edilmektedir. Arapça'da, hem uyumak, hem de uyanmak manalarında kullanılan teheccüd kelimesi, Kur'an'daki bu kullanımdan sonra, daha ziyade, gece uyanıp namaz kılmak manasında kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim, gece uyanıp namaz kılan kimseye de hecud denilmeye başlanmıştır. Daha sonra, şer'i bir terim olarak, farz, vacib ve teravih namazlarının dışındaki geceyi ihya için kılınan namazların tümünü ifade etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır.<br />
 <br />
Acaba gece (teheccüd) namazları gecenin hangi vaktinde, yatsı namazından hemen sonra mı, yoksa bir süre uyuduktan sonra mı kılınır? Ayrıca, teheccüd namazı kaç rekat kılınır?<br />
 <br />
Teheccüd namazının vaktiyle ilgili olarak gelen rivayetlerde, gecenin ortası veya son kısmının namaz, dua ve istiğfarla ihya edilmesi tavsiye edilmektedir. Konuyla ilgili fiili sünneti anlatan çok sayıdaki rivayetlerde, Peygamberimizin (asm) (yatsıyı kılıp vitir&#8217;i kılmadan) uyuduktan sonra, gecenin ortalarına doğru veya ortasından hemen sonra uyandığı, ondan sonra ibadete başladığı, bir süre namaz kıldıktan sonra vitir namazını ve sonra da sabah namazının sünnetini kıldığı ifade edilmektedir. (Muvatta, Salatu 'l-Leyl; Buharı, el-Amel fi's-Salat, tim, Vudu', Cemaa, Sıfatı's-salat, Vitir...; Müslim, 763...). Rivayetlerden bazılarında, Peygamberimiz'in (asm) gece uyandığı ifade edildiği için, müctehidlerden bazılarına göre, teheccüd namazı kılmak için yatsı namazından sonra uyumak, yani yatsı namazıyla teheccüd namazı arasına uyku girmiş olması şarttır. Bazılarına göre ise, böyle bir şart söz konusu değildir. Yatsı namazından sonra sabah namazının vakti girinceye kadar teheccüd namazı kılınabilir. Ancak bu konuda, Peygamberimizden (asm) gelen sözlü ve fiili sünnet, yatsı namazından sonra uyuyup, gece yarısı veya daha sonra (gecenin son üçte biri) uyanıp, bir miktar rükünleri mümkün olduğunca uzatılarak teheccüd kılmak, sonra vitir namazını, daha sonra da sabah namazının sünnetini kılmak şeklindedir.<br />
 <br />
Bir çok rivayette de, Peygamberimizin (asm) vitir namazını gecenin son namazı olarak kılmayı (Buhari, Vitir; Müslim, 751...) vitiri sabah namazının sünnetinden biraz önce kılmayı (Tirmizi, 467; Ebu Davud, 1436...), gece uyanamamaktan korkanların ise, vitir&#8217;i uyumadan önce kılmalarını (Müslim, 755) emretmektedir. Buna göre uyanamama korkusu olmayanlar için, yatsı namazından sonra uyuyup, gecenin belli bir vakti kalkıp teheccüd namazını, sonra vitir namazının ve sonra da sabah namazının sünnetini kılmak daha faziletlidir. Her gecenin son üçte birlik kısmından sabaha kadar kısımda, duaların kabul edildiği müstecab saat bulunduğuna (Müslim, 757) ve duaların mutlaka kabul edileceğine dair çok sayıda hadis rivayet edildiği için (Buhari, Teheccüd, Muvatta, Kur'an, 1,214; Müslim, 758, 2800,; Tirmizi, 446...), arada geçen süreleri de bol bol dua ve istiğfar ederek geçirmeye gayret etmelidir.<br />
 <br />
Peygamberimizin (asm) gece namazlarında kaç rekat namaz kıldığı konusunda farklı rivayetler vardır. Bu konuda özellikle Hz. Aişe (r.anha) annemizden gelen rivayetlerden, Peygamberimiz'in (asm) gece namazlarının rekatları ve kılış şekillerinin (ayakta veya oturarak kılması) O'nun sıhhat durumuna göre değiştiği anlaşılmaktadır. Kaç rekat kıldığına dair bir sayı belirtilen rivayetlerden bazılarında, genellikle bu sayıya vitir ve sabah namazının sünneti de eklendiği için vitir namazını rekat sayısıyla ilgili ihtilaflar sebebiyle teheccüdün rekatları konusunda da ihtilaf edilmiştir. Hz. Aişe (r.anha) annemiz, Peygamberimizin sıhhatli olduğu dönemlerde, gece uyandıktan sonra vitir ve sabah namazının sünnetiyle birlikte onüç rekat (sabah namazının sünneti hariç onbir rekat) namaz kıldığını ifade etmektedir. Bunları da uzun uzun rekatlarla dörder dörder kılıp sonra da üç rekat kıldığını, (Buharı, Teheccüd; Muvatta, Salatu'l-Leyl; Müslim; 738, 736...), bazı rivayetlerde ise her iki rekatta bir selam vererek kıldığını ifade etmektedir. (Müslim, 736...) Bir çok rivayette ise, Peygamberimiz (asm) teheccüde, iki hafif (kısa) rekatla başlamayı tavsiye ediyor. (Müslim, 767, 768; Ebu Davud, 1323...). Bazı rivayetlerde ise teheccüd namazı için sadece iki rekat geçmektedir. (Bağavi, IV, 18). Peygamberimiz'in (asm) yaşı ilerleyince zayıflayıp güçten düşmesiyle bu sayının dokuz ve yediye kadar düştüğünü söylüyor. (Buhari, Teheccüd; Müslim, 738, 746; Ebu Davud, 1362, 1363...)<br />
 <br />
Buna göre, teferruatla ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte, teheccüd namazının sekiz rekatla dört rekat arasında kılınabileceği konusunda İslâm alimleri arasında görüş birliği vardır. İki rekat olarak da kılınabileceği ifade edilmektedir.<br />
 <br />
Gece namazlarında okunacak yerler neler olabilir?<br />
 <br />
Peygamber efendimizin, gece namazında kıyamda uzun sûreleri okuduğu olurdu. Bunlar Bakara, Nisâ, Âl-i İmrân gibi sûreler olup, rükû ve secdeleri de uzun tutardı. Âyetlerin derin anlamları üzerinde düşünürdü. Namazların peşinden sık sık veciz dualar yapar, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Teâlâ'yı zikreder, bol bol tövbe ve istiğfar ederdi.<br />
 <br />
Burada ölçü şu olmalıdır: Her zaman uygulayabileceğimiz, zamanımıza ve imkânımıza uygun bir okuyuş seçmeliyiz. Ama her zaman yapamasak bile çok müsait olduğumuz zamanlarda uzun sureler okuyabiliriz. Meselâ, her rekâtta kısa bir sure veya birkaç ayet okunabileceği gibi, müsait olunduğunda her rekâtta bir sayfa ya da Yasin, Fetih, Rahman, Tebâreke, Amme gibi sureler okunabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
<a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=6592654&amp;fbid=470003866531&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=148274228536256&amp;aid=-1&amp;auser=0&amp;oid=148274228536256&amp;id=340739996531" target="_blank"><a href="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs432.snc4/47546_470003866531_340739996531_6592654_2686856_n.jpg" class="highslide" onclick="return hs.expand(this)" ><img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs432.snc4/47546_470003866531_340739996531_6592654_2686856_n.jpg" border="0" alt="" onload="HSImageResizer.createOn(this);" /></a></a><br />
<br />
<br />
<br />
 İslam Fıkhı Ansiklopedisi Prof. Dr. Vehbe Zuhayli</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=27">Muhtelif Dîni Yazılar</category>
			<dc:creator>Malik</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9499</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kadir Gecesinde Okunacak Dua</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9498&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 22:59:49 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*&#1575;&#1614;&#1604;&#1604;&#1617;&#1607;&#1615;&#1605;&#1617;&#1614; &#1575;&#1616;&#1606;&#1617;&#1614;&#1603;&#1614; &#1593;&#1614;&#1601;&#1615;&#1608;&#1617;&#1612; &#1578;&#1615;&#1581;&#1616;&#1576;&#1617;&#1615; &#1575;&#1604;&#1618;&#1593;&#1614;&#1601;&#1618;&#1608;&#1614; &#1601;&#1614;&#1575;&#1593;&#1618;&#1601;&#1615; &#1593;&#1614;&#1606;&#1617;&#1614; 
 
Allâhumme! Sen afuv edicisin, afuvu seversin. Binaenaleyh bizi afuv et. 
 
*Bu dua...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font size="5"><b>&#1575;&#1614;&#1604;&#1604;&#1617;&#1607;&#1615;&#1605;&#1617;&#1614; &#1575;&#1616;&#1606;&#1617;&#1614;&#1603;&#1614; &#1593;&#1614;&#1601;&#1615;&#1608;&#1617;&#1612; &#1578;&#1615;&#1581;&#1616;&#1576;&#1617;&#1615; &#1575;&#1604;&#1618;&#1593;&#1614;&#1601;&#1618;&#1608;&#1614; &#1601;&#1614;&#1575;&#1593;&#1618;&#1601;&#1615; &#1593;&#1614;&#1606;&#1617;&#1614;<br />
<font size="2"><br />
Allâhumme! Sen afuv edicisin, afuvu seversin. Binaenaleyh bizi afuv et.<br />
<br />
</font></b></font><div align="left">Bu dua Reğâib kandili, Berat kandili, Kadir gecesi gibi mübarek gecelerde okunur. Hazreti Ayşe radıy<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>u anhâ'nın, Peygamber'den &quot;Kadîr gecesini bilsem ne okuyayım?&quot; diye istirhamda bulunması üzerine Fahr-i âlem sallallâhu aleyhi ve sellem bu duayı tavsiye etmiştir.<br />
<br />
Üstaz İsmail Çetin rahmetullahi aleyh - Ahlaki Reçeteler<br />
</div></div></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=61">Eserlerinden İnciler</category>
			<dc:creator>diyarbekrî</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9498</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Efendimiz Alayhisselatu Vesselam 3 kere Amin dedi</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9497&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 23:50:33 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Huveyris&#8217;ten (Radiyallahu Anh): 
 
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vessalam) bir gün minbere çıktı. 
 
Birinci basamakta âmin, dedi. 
 
Sonra 2. basamağa...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font color="DarkGreen">Huveyris&#8217;ten (Radiy<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>u Anh):<br />
<br />
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vessalam) bir gün minbere çıktı.<br />
<br />
Birinci basamakta âmin, dedi.<br />
<br />
Sonra 2. basamağa çıktı. Orada da âmin, dedi.<br />
<br />
Sonra 3. basamağa çıkınca, yine âmin, dedi.<br />
<br />
Daha sonra, bu halin sebebini şöyle açıkladı:<br />
<br />
&quot;Bana Cebrail (aleyhisselam) gelip:<br />
&#8211; Ya Muhammed!(Alayhisselatu Vesselam) Kim Ramazan ayına erişir de  bağışlanmazsa, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>(celle celaluhu) onu İlahî rahmetinden  uzaklaştırsın, dedi. Ben de âmin, dedim.<br />
<br />
Sonra Cebrail (aleyhisselam) 2. basamakta:<br />
&#8211; Kim anne-babasına veya onlardan birine yetişir de (yaşlılıklarında  onlara bakarak, gönüllerini alarak) kendisini cennete girdiremezse,  <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>(celle celaluhu) onu da rahmetinden uzak kılsın, buyurdu. Ben de  âmin dedim.<br />
<br />
Cebrail (aleyhisselam) son basamakta da:<br />
&#8211; Sen kimin yanında anılırsın da, senin üzerine salavat getirilmezse,  <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>(celle celaluhu) onu da rahmetinden mahrum kılsın, dedi.' Ben, buna  da âmin, dedim.&quot;<br />
<br />
(İbn-i Hibban)<br />
alıntı 		</font></b></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=25">Rasûl-u Zîşan</category>
			<dc:creator>Mina</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9497</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kadir gecesinin fazileti ve yapılması gerekenler</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9496&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 23:43:16 GMT</pubDate>
			<description>*Peygamberimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: 
 
 Kadir Gecesi olunca Cebrail,(aleyhisselam) bir gurup melek arasinda  yere iner. Yere...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font color="DarkGreen">Peygamberimiz (sall<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>u aleyhi vesellem) buyuruyor ki:<br />
<br />
 Kadir Gecesi olunca Cebrail,(aleyhisselam) bir gurup melek arasinda  yere iner. Yere inen melekler gerek ayakta ve gerekse oturarak <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'ı  (celle celaluhu)zikreden her kulu selâmlarlar, onun için istigfar  ederler.<br />
<br />
Ebû Hureyre buyurur ki Kadir Gecesi, yeryüzüne çakil sayisindan çok  melek iner. Onlarin inmeleri için gök kapilarinin hepsi açilir. Her yana  nûr saçilir. Büyük bir tecelli meydana gelir ve bu gece Meleküt âlemi  açilir. Fakat bu husûsda insanlar birbirinden farklidir.<br />
<br />
Kimine hem gök yüzünün ve yeryüzünün Melekütu birarada açilir. Gök  yüzünün perdeleri aradan kalkinca bu kimseler ayakta dikilen, oturan,  secdeye kapanmis, zikreden, sükreden, tesbih eden ve tehiil eden bütün  melekleri asli kimlikleri ile görürler.<br />
<br />
Kiminin önüne cennet açilir ve orada evleri, köskleri, hurileri,  nehirleri, agaçlari, meyveleri görür. Gögün tavani olsa Ars'i müsahede  eder.<br />
<br />
Peygamberlerin, velilerin, sehidlerin. siddiklarin konaklarini görür. Bu  Meleküte dalar, rahmet deryasinda gezintiye çikar. Cehennemi, onun  tabakalarini ve içindeki kâfirlerin barinaklarini ve diger  fevkalâdeliklerini görür.<br />
<br />
Kimin de önünden <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> (celle celaluhu)ile arasindaki perde kalkar da O'ndan gayri hiç bir seyi görmez olur.<br />
<br />
Peygamber'imiz (sall<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>u aleyhi vesellem) buyuruyor ki:<br />
<br />
&quot;Kim Ramazanin yirmî yedinci gecesini sabaha kadar ibadet ile geçirirse,  bu benim nezdimde bütün Ramazan geceleri yapilan gece ibadetinin  hepsinden daha sevimlidir.&quot;<br />
<br />
Hz. Fâtimâ Babacigima geceyi ibâdet ile geçirecek gücü olmayan kadin ve erkekler ne yapsin diye sordu.<br />
<br />
Peygamber 'imiz(sall<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>u aleyhi vesellem) ona su cevabi buyurdu;<br />
&quot;Onlarin yastiklarini dikip üzerine yaslanarak bu gecenin herhangi bir  saatinde oturup <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'a  (celle celaluhu)dua etmeleri, benim için bütün  ümmetimin bütün Ramazan Gecelerinin hepsinde yaptiklari ibâdetten daha  sevimlidir.<br />
<br />
Peygamber'imiz (sall<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>u aleyhi vesellem) buyuruyor ki:<br />
<br />
&quot;Kim iki rek'at namaz kilip istigfar ederek Kadir Gecesini ibâdet ile  geçirirse <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> (celle celaluhu)tarafindan bütün günâhlari bagislanir.  <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'in  (celle celaluhu)rahmetine gömülür. Cebrail (aleyhisselam),  kendisini kanadi ile oksar. Cebrail'in (aleyhisselam) kanadi ile  oksadigi kimse cennete girer.<br />
<br />
Kalblerin Keşfi İmam Gazali </font></b></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=27">Muhtelif Dîni Yazılar</category>
			<dc:creator>Mina</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9496</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kadir Gecemiz Mubarek Olsun...</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9495&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 23:31:27 GMT</pubDate>
			<description>Hadisi Şerifte;* 
(Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye  
vermedi.) * 
 
   Kadir  Gecemiz Mubarek Olsun .. Rabbim...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Comic Sans MS"><font color="DarkGreen"><font size="4">Hadisi Şerifte;<b><br />
(<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>ü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye <br />
vermedi.) </b></font><br />
<br />
</font></font>   <font face="Comic Sans MS"><font color="DarkGreen"><font size="4">Kadir  Gecemiz Mubarek Olsun .. Rabbim bu eşi benzeri olmayan Kur'an'ın <br />
nazil olduğu bu gecede Dualarımızı kabul Eylesin  ... :)<br />
</font></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=44">Sizin Duyurularınız</category>
			<dc:creator>Sakallı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9495</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dr Ebubekir Sifil İle Tasavvufi Sohbet SEMERKANDTV -1-2-3</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9494&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 23:52:52 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[http://www.youtube.com/watch?v=Kscz67eojp8 
 
 
 
http://www.youtube.com/watch?v=_reQA5-DQu0&feature=related 
 
 
...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center">
<object class="restrain" type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="385" data="http://www.youtube.com/v/Kscz67eojp8">
	<param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Kscz67eojp8" />
	<param name="wmode" value="transparent" />
</object>
 <br />
<br />
<br />
<br />

<object class="restrain" type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="385" data="http://www.youtube.com/v/_reQA5-DQu0">
	<param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_reQA5-DQu0" />
	<param name="wmode" value="transparent" />
</object>
 <br />
<br />
<br />
<br />

<object class="restrain" type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="385" data="http://www.youtube.com/v/9m_MEEKwlxU">
	<param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/9m_MEEKwlxU" />
	<param name="wmode" value="transparent" />
</object>
 <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</div> <br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=9m_MEEKwlxU&amp;feature=related" target="_blank"><br />
</a></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=17">Dîni Sohbetler</category>
			<dc:creator>sinuhe</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9494</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdulkadir-i Geylani Hz'lerinden Nasihatler]]></title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9493&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 21:03:28 GMT</pubDate>
			<description>http://www.youtube.com/watch?v=Gy9MvwsFGp4 
  
http://www.youtube.com/watch?v=VAy_wRO2QM8</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<object class="restrain" type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="385" data="http://www.youtube.com/v/Gy9MvwsFGp4">
	<param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Gy9MvwsFGp4" />
	<param name="wmode" value="transparent" />
</object>
 <br />
 <br />

<object class="restrain" type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="385" data="http://www.youtube.com/v/VAy_wRO2QM8">
	<param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/VAy_wRO2QM8" />
	<param name="wmode" value="transparent" />
</object>
 </div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=17">Dîni Sohbetler</category>
			<dc:creator>sinuhe</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9493</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bizim City.. Hayır Diyen Sendikacı...</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9492&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 23:56:21 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://www.timeturk.com/fotogaleri/act/922_5219_18082010_1.jpg</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><a href="http://www.timeturk.com/fotogaleri/act/922_5219_18082010_1.jpg" class="highslide" onclick="return hs.expand(this)" ><img src="http://www.timeturk.com/fotogaleri/act/922_5219_18082010_1.jpg" border="0" alt="" onload="HSImageResizer.createOn(this);" /></a></div></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=107">Resimler</category>
			<dc:creator>Sakallı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9492</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dualarınızı rica ediyorum....</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9491&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 18:34:34 GMT</pubDate>
			<description>Hayırlı geceler canlar,sizlerden bir dua isteğim var..yeğenim asker ve bu gün dağa çıktılar..malum terör var ve biz en çokda annesi çok üzgün onunla...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3">Hayırlı geceler canlar,sizlerden bir dua isteğim var..yeğenim asker ve bu gün dağa çıktılar..malum terör var ve biz en çokda annesi çok üzgün onunla beraber bütün askerlerimize dua edelim olurmu bu mubarek geceler ve günler hürmetine Rabbim yeğenim Emrahı ve bütün askerlerimizi korusun,sağ salim ailelerine kavuştursun inş....</font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=45">İstek ve Önerileriniz</category>
			<dc:creator>aciz</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9491</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Rahmet Peygamberi&#8217;nin Yetimlere Karşı Davranışı]]></title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9490&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 07:02:48 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de yetimin muhâfazasına dâir pek çok âyet-i kerîme vardır. Allah Teâlâ, yetimlere karşı hassas olmayı şöyle telkîn eder: * 
*&#8220;Yetime...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="5">Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de yetimin muhâfazasına dâir pek çok âyet-i kerîme vardır. <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Teâlâ, yetimlere karşı hassas olmayı şöyle telkîn eder: </font></b><br />
<b><font size="5">&#8220;Yetime karşı kahretme! (Kötü muâmelede bulunma!)&#8221; (ed-Duhâ, 9)</font></b><br />
<b><font size="5">&#8220;&#8230;Yetimlerin haklarını vermekte tam adâleti gözetin. Yaptığınız her iyiliği, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> mutlaka bilir.&#8221; (en-Nisâ, 127)</font></b><br />
<b><font size="5">Hayâta gözlerini yetim olarak açmış olan <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de:</font></b><br />
<b><font size="5"><i>&#8220;Yetime karşı şefkatli bir baba gibi ol!&#8221;</i></font></b><br />
<b><font size="5">tavsiyesinde bulunmuştur. (Heysemî, VIII, 163)</font></b><br />
<b><font size="5">Diğer bâzı hadîs-i şerîflerde de şöyle buyrulur: </font></b><br />
<b><font size="5"><i>&#8220;Müslümanlar içinde en hayırlı ev; içinde yetime iyi davranılan evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de yetime kötü davranılan evdir.&#8221;</i> (İbn-i Mâce, Edeb, 6)</font></b><br />
<b><font size="5"><i>&#8220;</i><i>Bir kimse, müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.&#8221;</i></font></b><br />
<b><font size="5">(Tirmizî, Birr, 14/1917)</font></b><br />
<b><font size="5"><i>&#8220;</i><i>Bir kimse sırf <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> rızâsı için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır&#8230;&#8221;</i></font></b><br />
<b><font size="5">(Ahmed, V, 250)</font></b><br />
<b><font size="5">Rahmet Peygamberi Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, toplumdaki kırık kalplere karşı, gerekli ictimâî vazîfelerin yapılmasını ısrarla tavsiye ederlerdi.</font></b><br />
<b><font size="5">Bir defâsında:</font></b><br />
<b><font size="5"><i>&#8220;Kim mes&#8217;ûliyeti altındaki kız veya erkek yetim çocuğuna iyi davranırsa; o ve ben cennette (şöylece) beraber bulunacağız.&#8221;</i> buyurarak iki parmağını yanyana getirmişlerdi. (Buhârî, Edeb, 24)</font></b><br />
<b><font size="5">Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-&#8217;e birisi kalbinin katılığından şikâyet etti. <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de o kişiye tedâvî olarak: </font></b><br />
<b><font size="5"><i>&#8220;Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur, yetimin başını okşa!&#8221;</i> tavsiyesinde bulundu. (Ahmed, II, 263, 387)</font></b><br />
<b><font size="5">Pek ulvî bir rûha sahip olan Fahr-i Kâinât Efendimiz, ümmetinin yetimleriyle bizzat meşgul olmuşlar ve insanlık âlemine şu güzel misâli hediye etmişlerdir:</font></b><br />
<i><b><font size="5">&#8220;Ben, her mü&#8217;mine kendi nefsinden daha ileriyim, daha yakınım. Bir kimse ölürken mal bırakırsa o mal kendi yakınlarına âittir. Fakat borç veya yetimler bırakırsa, o borç bana âittir; yetimlere bakmak da benim vazîfemdir.&#8221;</font></b></i><br />
<b><font size="5">(Müslim, Cuma, 43; İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)</font></b><blockquote><b><font size="5">Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:</font></b><br />
</blockquote><blockquote><b><font size="5">Vefâtı esnâsında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-&#8217;in yanındaydık. Bize üç defâ:</font></b><br />
</blockquote><blockquote><b><font size="5"><i>&#8220;</i><i>Namaz husûsunda <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>&#8217;tan korkun!&#8221;</i> dedi. Sonra da şöyle buyurdu:</font></b><br />
</blockquote><blockquote><b><font size="5"><i>&#8220;</i><i>Emriniz altındaki insanlar hakkında <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>&#8217;tan korkun, iki zayıf hakkında <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>&#8217;tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk. Namaz husûsunda <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>&#8217;tan korkun!&#8221;</i></font></b><br />
</blockquote><blockquote><b><font size="5">Sonra, <i>&#8220;</i><i>namaz, namaz&#8221;</i> diye tekrar etmeye başladı. (Mübârek lisanları söylemez olunca bile) rûh-i mübârekleri çıkıncaya kadar bunu içten içe tekrar edip durdular. (Beyhakî, <i>Şuab,</i> VII, 477)</font></b><br />
</blockquote><b><font size="5">Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-&#8217;in, yetim olarak dünyâya gelmesi ile dünyâda ve âhirette yetimlik izzet ve şeref kazandı. </font></b><br />
<b><font size="5">Şâir Mehmed Aslan, yetimlerin durumunu şu mısrâları ile ne güzel îzah eder:</font></b><blockquote><i><b><font size="5"><font color="red">Yetimin sâhibi Allâh;</font></font></b></i><br />
</blockquote><blockquote><i><b><font size="5"><font color="red">Yetimi incitmek günâh&#8230;</font></font></b></i><br />
</blockquote><blockquote><i><b><font size="5"><font color="red">Yetimi güçsüz zannetme;</font></font></b></i><br />
</blockquote><blockquote><i><b><font size="5"><font color="red">Yetimin gözyaşı silâh!</font></font></b></i><br />
<b><i><font size="5"><font color="#ff0000">Alıntıdır...</font></font></i></b><br />
</blockquote></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=22">Akâid</category>
			<dc:creator>Geylani</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9490</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Rahmet Peygamberi&#8217;nin Fakirlere Karşı Nezâketi]]></title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9489&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 06:57:28 GMT</pubDate>
			<description>*Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, maddî refah seviyesinin eksikliğini telâfî maksadıyla fakirlere çok daha müşfik davranırdı.* 
*Ebû Saîd...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="4"><acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, maddî refah seviyesinin eksikliğini telâfî maksadıyla fakirlere çok daha müşfik davranırdı.</font></b><br />
<b><font size="4">Ebû Saîd -radıyallâhu anh- anlatıyor: </font></b><br />
<b><font size="4">&#8220;Muhâcirlerin fakirlerinden bir grupla birlikte oturmuştum. Bunlardan bir kısmı, (bütün vücûdunu örten bir elbisesi olmadığı için) diğerleri(nin karaltısından istifâde) ile iyice örtünmeye çalışıyorlardı. Bir kimse de bize Kur&#8217;ân okuyordu. Derken Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çıkageldi ve yanımızda durdu. <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Rasûlü&#8217;nün gelmesi üzerine Kur&#8217;ân okuyan kimse okumayı bıraktı. Peygamber Efendimiz selâm verdi ve:</font></b><br />
<b><font size="4"><i>«&#8211;Ne yapıyorsunuz?» </i>diye sordu.</font></b><br />
<b><font size="4">«&#8211;Ey Allâh&#8217;ın Rasûlü! O hocamızdır, bize Kur&#8217;ân okuyor. Biz de <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Teâlâ&#8217;nın Kitâb&#8217;ını dinliyoruz.» dedik. </font></b><br />
<b><font size="4">Bunun üzerine Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</font></b><br />
<b><font size="4"><i>«&#8211;Ümmetim arasında, kendileriyle birlikte sabretmem emredilen kimseleri yaratan Allâh&#8217;a hamd olsun!» </i>dedi.</font></b><b><font size="4">[65]</font></b><br />
<b><font size="4">Sonra <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Rasûlü, büyük bir tevâzû ile ortamıza oturdu. Eliyle işâret edip: </font></b><br />
<b><font size="4">«&#8211;Şöyle (halka yapın!)» dedi. </font></b><br />
<b><font size="4">Cemaat hemen etrâfında halka oldu ve yüzlerini O&#8217;na doğru çevirdi. Nihâyet Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bizlere şu müjdeyi verdi:</font></b><br />
<b><font size="4"><i>«&#8211;Ey yoksul muhâcirler, müjdeler olsun! Sizlere kıyâmet gününde tam bir nûr müjdeliyorum. Sizler cennete, zenginlerden yarım gün önce gireceksiniz. Bu yarım gün, (dünyâ günleriyle) beş yüz sene eder.»&#8221;</i> (Ebû Dâvûd, İlim, 13/3666)</font></b><br />
<b><font size="4">Zîrâ fakirlerin malları ve mülkleri olmadığı için onların hesâbı daha çabuk bitecektir.</font></b><br />
<b><font size="4">Kıyâmette, dünyâda sahip olunan mal ve mülkün mes&#8217;ûliyetinden hesap verileceği endişesinden dolayı Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sık sık:</font></b><br />
<b><font size="4">&#8220;<i>Ey Rabbim! Beni fakir bir insan olarak yaşat; bana fakir bir insan olarak ölüm nasîb et; beni fakirlerle birlikte dirilt!&#8221;</i></font></b><b><font size="4">[66]</font></b><br />
<b><font size="4">şeklinde duâ ederlerdi. </font></b><br />
<b><font size="4">Peygamberlerin hepsi cennetle teminat altında oldukları hâlde, onlar da kendilerine verilen nîmetlerden ve dîni teblîğ mes&#8217;ûliyetlerinden hesâba çekileceklerdir. A&#8217;râf Sûresi&#8217;nin 6. âyet-i kerîmesinde peygamberlerin dahî hesâba çekileceği şu şekilde bildirilir:</font></b><br />
<b><font size="4">&#8220;Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlakâ hesâba çekeceğiz!&#8221;</font></b><br />
<b><font size="4">Nitekim Süleyman -aleyhisselâm-&#8217;ın, kendisine verilen muazzam dünyâ serveti ve tasarrufunun hesâbı sebebi ile diğer peygamberlerden daha geç cennete gireceği nakledilir.</font></b><b><font size="4">[67]</font></b><br />
<b><font size="4">Bilmelidir ki, mütevâzı, cömert ve şükür ehli zenginlerle; sabırlı ve haysiyetli fakirler, insanlık şerefinde ve ilâhî rızâda beraberdirler. Cömertlik ve merhamet, fertleri dünyâ musîbetlerinden koruyarak âhiret saâdetine nâil eylediği gibi, sabrın acısını sînesine çekenleri de ilâhî müjdeler beklemektedir.</font></b><br />
<b><font size="4">Şu hadîs-i şerîf, hayâtın acı-tatlı hâdiseleri karşısında kalbî tekâmül için îfâya mecbur olduğumuz şükür ve sabır hasletlerinin doğru tatbîkâtını ne güzel anlatmaktadır:</font></b><br />
<b><font size="4"><i>&#8220;Mü&#8217;minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü onun her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir husûsiyet sadece mü&#8217;minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.&#8221;</i> (Müslim, Zühd, 64)</font></b><br />
<b><font size="4">Birgün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Medîne&#8217;de otururlarken ser-sefil bir kabîle çıkageldi. Ayaklarında giyecek yoktu, açlıktan ve harâretten derileri kemiklerine yapışmıştı. Bunu gören Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çok müteessir oldu, mübârek yüzünün rengi değişti. Bilâl -radıyallâhu anh-&#8217;a ezân okutup ashâb-ı kirâmı topladı. Bu fakirlere yardım edilerek bolca ihsanda bulunuldu. (Müslim, Zekât, 69)</font></b><br />
<b><font size="4">Toplumların iktisâdî yapısında fakir, zengin ve orta halli kimselerin bulunması tabiîdir. Gerek âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde, gerekse Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hidâyet rehberi olarak gönderdiği peygamberlerin yaşayışlarında bu zümrelerin İslâmî ölçüler içinde nasıl yaşamaları gerektiği açıkça belirlenmiştir. &#8220;Fukarâ-i sâbirîn ve ağniyâ-yı şâkirîn&#8221; çokça senâ edilen iki zümredir.</font></b><br />
<b><font size="4">Mü&#8217;minlere düşen, Allâh&#8217;ın verdiği nîmetleri yine O&#8217;nun yolunda infâk etmek, verilmeyen nîmet karşısında da sabr-ı cemîl göstermektir. Abdurrahman bin Avf, Hazret-i Ebû Bekir ve emsâlleri, şükür ehli zenginlerden; Ebû Zer el-Gıfârî, Ebu&#8217;d-Derdâ ve emsâlleri de sabreden fakirlerdendi. Her iki grubun da yaşayış hâlleri birbirlerine çok yakın olup, eşyâya bakış tarzları, «mülk Allâh&#8217;ındır» düstûru dâhilindeydi.</font></b><br />
<b><font size="4">Bu sebeple İslâm, istikâmet üzere olan fakirlik ve zenginliği hor görmemiş, her iki hâlin de şükrünü îfâ edebilenleri, cennetle müjdelemiştir. </font></b><br />
<b><font size="4"><acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Teâlâ, insanlara, zayıfların hatırına ve onların duâları berekâtıyla yardımda bulunur ve rızık bahşeder. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</font></b><br />
<b><font size="4"><i>&#8220;<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>, bu ümmete, zayıfların duâsı, namazları ve ihlâsları sebebiyle yardım eder.&#8221;</i> buyurmuşlardır. (Nesâî, Cihâd, 43)</font></b><br />
<b><font size="4">Bu hakîkate mebnî olarak Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, harpleri fakir müslümanların duâlarıyla başlatır ve bununla fetih beklerdi. Suffe ehlinin muhtaç hâllerini gördüğünde:</font></b><br />
<i><b><font size="4">&#8220;&#8230;Eğer <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> katında sizin için hazırlanmış olan nîmetleri bilseniz, ihtiyâcınızın daha da artmasını isterdiniz!..&#8221;</font></b></i><b><font size="4">[68]</font></b><b><font size="4"> buyurmak sûretiyle, onların hâllerini medhederek fakirlere verdiği ehemmiyetin kâ&#8217;bına varılmaz tezâhürlerini sergilerdi&#8230;</font></b><br />
<b><font size="4">Yine O&#8217;nun, belki biraz da müslümanların o anki iktisâdî durumunu göz önünde bulundurarak: </font></b><br />
<i><b><font size="4">&#8220;Gölgelenecek bir ev, kişinin mahrem yerlerini örteceği bir elbise, yiyecek bir ekmek ve içeceği sudan fazlasına insanoğlunun hakkı yoktur.&#8221;</font></b></i><b><font size="4">[69]</font></b><br />
<b><font size="4">buyurması, &#8220;havz-ı kevser&#8221;den ilk içecek insanların, muhâcirlerin fakirleri olduğunu belirtmesi</font></b><b><font size="4">[70]</font></b><b><font size="4"> ve Allâh&#8217;ın, iffetli, fakir mü&#8217;min kullarını sevdiğini</font></b><b><font size="4">[71]</font></b><b><font size="4"> açıklaması da, fakr u zarûretteki sabır ve tevekkülün kıymetini bildirmektedir.</font></b><br />
<b><font size="4">Yine buyurmuşlardır ki: </font></b><br />
<i><b><font size="4">&#8220;İçinizde saçı-başı dağınık, eski elbiseler içinde, garip görünümlü ve insanların îtibâr etmediği nice kimseler vardır ki, Allâh&#8217;a yemin etseler, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> onların yeminlerini boşa çıkarmaz ve yeminlerinde hânis kılmaz.</font></b></i><b><font size="4">[72]</font></b><b><font size="4"><i> (Yâni böyle kimseler, Cenâb-ı Hakk&#8217;a karşı -mâruf tâbiriyle- «naz ehli»dirler. Cenâb-ı Hak&#8217;tan bir şeyin vukûunu şiddetli bir şekilde niyaz ve ümîd ederek bunu halka yeminle söyleseler, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Teâlâ onların yüzünü kara çıkarmaz!) Berâ bin Mâlik de bunlardan birisidir.&#8221;</i> (Tirmizî, Menâkıb, 54/3854)</font></b><br />
<b><font size="4">Enes&#8217;in kardeşi olan Berâ&#8217;nın ne yiyecek bir şeyi ne de yatacak bir yeri vardı. Ölmeyecek miktarda bir azıkla yaşıyordu. İşte böyle kimseler, yâni fakirliği sabır ve tevekkülle karşılayanlar, yemin etseler, Rasûlullâh&#8217;ın diliyle, Allâh&#8217;ın onları yalancı çıkarmayacağı kimseler olarak tavsif edilmişlerdir. Nitekim Berâ -radıyallâhu anh-, Hazret-i Ömer zamanındaki İslâm harplerinden birinde, müslümanların sayıca çok az olup zor durumda bulunması sebebiyle ordu kumandanının, yukarıdaki hadîs-i şerîfe binâen, ısrarlı bir şekilde yemin talebi üzerine:</font></b><br />
<b><font size="4">&#8220;Ey Rabbim, onlara karşı zafer ihsân etmen ve beni Nebiyy-i Ekrem Efendimiz&#8217;e kavuşturman için Sana yemin ediyorum!..&#8221; dedi. </font></b><br />
<b><font size="4">Hakîkaten ertesi gün zafer nasîb oldu ve Hazret-i Berâ da şevkle arzuladığı şehâdet şerbetini tatma şerefiyle rahmet-i Rahmân&#8217;a kavuştu. Böylece yeni bir mûcize-i Muhammedî tahakkuk etmiş oldu. (Hâkim, III, 331/5274)</font></b><br />
<b><font size="4">*</font></b><br />
<b><font size="4">Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-&#8217;in hayâtı, pek çok hârika, ibret verici, doğruluk, dürüstlük, sadâkat, şefkat, merhamet ve nezâket tezâhürleriyle doludur. Zevcesi Âişe -radıyallâhu anhâ-&#8217;ya:</font></b><br />
<i><b><font size="4">&#8220;Ey Âişe! Yarım hurmayla da olsa fakirleri boş çevirme! Ey Âişe! Fakirleri sev ve onları kendine yaklaştır, tâ ki kıyamet günü <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> da seni kendisine yaklaştırsın.&#8221;</font></b></i><br />
<b><font size="4">diye tavsiyede bulunurlardı. (Tirmizî, Zühd, 37/2352)</font></b><br />
<b><font size="4">*</font></b><br />
<b><font size="4">İslâm&#8217;da ilk önce suçun kaynağı araştırılır, suçlunun ıslâhı için gayret edilir. İslâm hukûkunda cezâ, bir anne ve babanın çocuğunu cezâlandırması gibidir. Gâye, onu ictimâî hayattan tard etmek değil, cemiyete yeniden kazandırmaktır.</font></b><br />
<b><font size="4">Abbâd bin Şurahbil -radıyallâhu anh- anlatıyor:</font></b><br />
<b><font size="4">Bir zamanlar fakir düşmüştüm. Bunun üzerine Medîne bahçelerinden birine girdim. Başak ovup hem yedim hem de torbama aldım. Derken bahçe sahibi gelip beni yakaladı, dövdü, torbamı elimden aldı ve Rasûlullâh&#8217;a götürüp şikâyet etti.</font></b><br />
<b><font size="4"><acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bahçe sahibine:</font></b><br />
<b><font size="4"><i>&#8220;&#8722;O câhil idi öğretmedin, karnı aç idi doyurmadın!&#8221;</i> buyurdu. </font></b><br />
<b><font size="4">Sonra bahçe sahibine, torbamı iâde etmesini söyledi. </font></b><br />
<b><font size="4">Daha sonra Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana bir veya yarım sa&#8217;</font></b><b><font size="4">[73]</font></b><b><font size="4"> kadar yiyecek verdi. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 85/2620-2621; Nesâî, Kudât, 21)</font></b><br />
<b><font size="4">Bu ifâdeler, hırsızı korumak için değil, bu suçun ortaya çıkmasına sebebiyet veren ictimâî noksanlığın telâfîsini temin etmek içindir. Yoksa Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, böyle bir suç işlediği takdirde kızı Fâtıma -radıyallâhu anhâ-&#8217;nın dahî elini kesmekten çekinmeyeceğini ifâde buyurmuşlardır.</font></b><b><font size="4">[74]</font></b><br />
<b><font size="4">Alıntıdır...</font></b></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=25">Rasûl-u Zîşan</category>
			<dc:creator>Geylani</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9489</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bu Cihadın En Tenha Yeri, Kalbimdir Şimdi..</title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9488&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 19:42:59 GMT</pubDate>
			<description>*Bazı  şeylerin belli bir açıklaması yoktur, herkese ve her duruma göre  değişirler ve efrâdını câmi, ağyârını mânî bir tarifle izahları mümkünât ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font size="4"><font color="green"><b><font face="Palatino Linotype">Bazı  şeylerin belli bir açıklaması yoktur, herkese ve her duruma göre  değişirler ve efrâdını câmi, ağyârını mânî bir tarifle izahları mümkünât  dahilinde değildir. Sevmek gibi&#8230; Hayatımın değişik dönemlerinde değişik  sevmek tarifleri içimi titretmiştir. &quot;Sevmek, karşı karşıya oturup  birbirinin gözlerine bakmak değil, yan yana oturup aynı yere bakmaktır.&quot;  derken kimse beni anlamıyordu.Sevdiğini söyleyenlerin canımı acıtışını  bu tarifle açıklıyordum: Sevmiyorsun&#8230; Seviyorsan yanına oturup baktığı  yere bakarsın gayr-i ihtiyarî; elinde olmadan onun gibi düşünürsün.<br />
<br />
 Seviyorsan  anlamaya çalışmak adına empati kurmalısın; derin empati sempatiye  dönüşürmüş bazen(!)&#8230; Sevmek istediğimiz zaman onun yanına oturup baktığı  yere bakmalı, sevmekten korktuğumuz zaman bakışlarımızı çevirip  yanından kalkmalıyız o hâlde... &quot;Siz onların dinine girmedikçe&#8230;&quot; âyetine  telmih var burda benim için.<br />
<br />
 <br />
<br />
&quot;Sevmek benzemektir.&quot;  derdi içimdeki deli derviş, &quot;Benzediklerimizi severiz, sevdiklerimize  benzeriz.&quot; Mutlu evliler, uyumlu çiftler birbirine benzer bir müddet  sonra; ahlâken de, fizikî olarak da. Anadolu'da bu o kadar tabiî görülür  ki, yeni evlilere &quot;Bakalım kimin sözü geçiyor?&quot; diye bakılır, kim  baskın karakterse diğerinin yüzü onu andırır. &quot;Üzüm üzüme baka baka  kararır.&quot; sözü ne denli mânidârdır; kararmak, bir üzüm için tatlanmayı,  olgunlaşmayı ifade eder de biz hep kötü arkadaşlıklara örnek zannederiz  onu.<br />
<br />
 <br />
<br />
&quot;Ya Rab, sevdir bize sevdiklerini, yerdir bize  yerdiklerini; yâr et bize erdirdiklerini&#8230;&quot;    Üzümleri üzümlere  baktırarak karart Rabbimiz! Huyundan ve suyundan nasipleneceğimiz &quot;kır  at&quot;ların yanında bulundur bizi!    Bir ara &quot;Sevmek, yüreğinin üstünde  bir başkasının yüreğini hissetmektir.&quot; tarifiydi ana dersim. Râbıtâyı  öğreniyordum çünkü&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
 Bir zât-ı muhterem murâkabe  yapacağı zaman talebelerini odasından çıkarır. Bir tanesi merakını  yenemez, bir gün, eğilip anahtar deliğinden bakıverir. Bir de ne görsün,  şeyhinin vücudu odayı dolduruyor! Dehşet içersinde odaya dalar. Hocası  meramını anlar, &quot;Otur.&quot; der, &quot;Otur ve dizlerini dizlerime daya&#8230;&quot; Talebe  oturur, yavaşça dizlerini değdirir şeyhinin dizlerine. Bir savruluş! Bir  elektrik akımı âdeta&#8230; Talebe, kendini duvarın dibinde bulur, o eşsiz, o  tarifsiz lezzet dimağında. &quot;Sevmek, bir başkasının yüreğini yüreğinin  üstünde hissetmektir.<br />
<br />
 <br />
<br />
&quot; Herkesin bir şeyle râbıtası var.  Murad o ki, yüreğini yüreğinin üstüne koyabileceğin, koyduğun zaman  seni arşa yükseltecek biriyle olsun bu râbıta. Sözü bile âşıkların  nefesini kesecek şimdi: Bir mürid mürşidinin, hatta Hazreti Peygamber  Efendimizin (durup gözlerinizi kapatarak ve derin bir iç çekerek  söyleyiniz: Sallallâhu aleyhi ve sellem) mânevî kalbini, kendi manevî  kalbinin üzerinde hissetsin, bir an! Varlık mı kalır onda, uçup gitmez  mi akıl, yanıp kavrulmaz mı yürek? Sonra nasıl her şey eskisi gibi  olabilir, nasıl kaldığı yerden devam eder, olduğu yerde kalır? Bir kere  açılınca kapı, artık kapanmaz ki&#8230; Ne zaman elini yüreğine götürse  kalbini çırpınır bulur. Hani Efendimiz'in adı geçince kalpleri yerinden  çıkacak gibi olurmuş da elleriyle bastırırmış sahabîler. Ordan kalmış  bize bu salavat getirirken elini kalbine koyma adeti. Bir muhabbet  eylemidir yani, hürmetten ziyâde&#8230;<br />
<br />
   <br />
<br />
&quot;Uğrun uğrun kaş  altından bakınca   Can telef ediyor bal acem kızı&#8230;&quot;   &quot;Yar!&quot; diye feryad  ederek yerlere yıkılıyor aşıklar&#8230; Onların gözyaşlarıyla sulanıyor bu  gülistan. Bereket ordandır. Bu devr-i sevdâ onların hürmetinedir.  Kıyamları ağaçların, secdesi suların&#8230; &quot;Onlar ki <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> anılınca kalpleri  titrer.&quot;<br />
<br />
   <br />
<br />
Bir târif de Kur'ân-ı Kerim'den. <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>u  Teâlâ, eşler arasına meveddet ve rahmet koyduğunu söylüyor. (Rum sûresi,  21. âyet-i kerîme) Ve bir duâ öğretiyor <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> kullarına: &quot;Bize göz  aydınlığı olacak çocuklar ve eşler ver.&quot; Sevmek, birbirinin göz  aydınlığı ve gönül ışığı olmaktır. &quot;Aşk&quot; veya &quot;muhabbet&quot; değil  kullanılan kelime dikkat ederseniz, &quot;meveddet&quot;. Yani saygıyla sevmek,  dostlukla muhabbet etmek. &quot;Bize evliliğe dönüşen aşklar değil, aşka  dönüşen evlilikler ver.&quot; duâsı da toplumun atan nabzından. &quot;Hayat,  hayali alt eder&quot; ya çok zaman, buna binâen söylenmiş olmalı.<br />
<br />
   <br />
<br />
Maddiyât  mâneviyâtımızı öldürmesin, soldurmasın bile. Bizi hizmetle meşgul eyle.  Rabbimiz, gözümüz arkada kalmasın. &quot;Yıkılası hânede evlad ü ıyal var!&quot;  diyenlerden eyleme&#8230; &quot;Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik!&quot; diyelim,  aşkımız alnımızın ışıltısı olsun.<br />
<br />
   <br />
<br />
&quot;Sevmek alışmaktır.&quot;  tarifi bir yanıyla ülfeti çağrıştırır, ama bir yanıyla âşinâlığın, içli  dışlı olup tanımanın, tanıdıkça sevmenin, hayran olmanın, samimiyetin  ifadesidir. Dostların yanında susulabilir ancak, konuşma yabancılar  içindir. İmâm Rabbânî hazretleri: &quot;Bizim kaş çatmalarımız avâm içindir.&quot;  buyurmuş, &quot;yol inceldikçe (yakınlık arttıkça) ceza da artar, mükafat  da&#8230;&quot; Bu da bir sevmek tarifi. <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'ın en sevgili kulları en büyük  belâlara dûçâr oluyor. Ağır imtihanlara tâbî tutuluyoruz dostum, sis  basıyor altı cihetimizi, ne bir iz, ne bir işaret; çöl fırtınası, kar  fırtınası!<br />
<br />
   <br />
<br />
Erzurumlu Osman Bedreddin hazretleri yedi  yıl, yaz-kış demeden her gün bir saat uzaklıktaki hocasına derse gider.  Yedinci yıl, bir kış günü tipiye yakalanır. Yolunu şaşırır fırtınada,  rüzgar nefesini tıkar, kar bacaklarına yapışır âdetâ. Artık ilerleyemez  hâle gelince karın içine diz çöker. Tam bir:<br />
<br />
   <br />
<br />
&quot;Hoş  sabr-ı cemîlimdir   Takdir ki kefilimdir   <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> ki, vekilimdir   Mevlâ  görelim neyler   Neylerse güzel eyler&quot; hâli. Ve bir at kişnemesi duyulur  uğultuların arasında, Hızır aleyhisselâmdır gelen. Heybesinde hurma,  kırbasında şerbet. Bununla biter bir devresi Hâfız Osman'ın.  Çaresizliğin zaferi ya da &quot;Kul sıkışmadıkça Hızır yetişmez&quot; değil bu,  hayır; &quot;Arşa değmek istidâdında olanların ayakları altına omuzlarımızı  koyarız.&quot; anlayışıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 &quot;Sevmek, bir pencereden bakarken  yerdeki çamurları değil, gökteki yıldızları görmektir.&quot; Bir insanın  varlığına şâhitlik ediyorsun da yıldızlı bir gökyüzü gibi görünüyor  sana, seviyorsun! Biri de var ki ağzıyla kuş tutsa &quot;Cânî!&quot; oluyor,  sevmiyorsun! İnsanları cümlelerinden okuruz, kimisi &quot;Güzel ama&#8230;&quot; diyorsa  biliriz, eleştirel bakarlar, kusur görürler. İlâhî muhabbet  kaplamamıştır benliklerini. Kimi de var ki, leşe bakar, &quot;Ne güzel  dişleri var!&quot; der, biz anlarız, her şeyde bir hayır, bir güzellik  bulunur onlar için, &quot;Vâkî olanda hayır vardır.&quot; <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'ın ahlâkıyla  ahlâklanmaktır bu. O <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> ki, köpeğe su içirdi diye bağışlar günahkar  kadını. <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>, kullarındaki muhabbet tezâhürlerini asla zâyî etmez.<br />
<br />
   <br />
<br />
Kâinât  üç harf üzere yaratıldı, demişti mavi gözlü, şahin bakışlı derviş  hanım: &quot;Ayın, şın ve kaf.&quot; Aşkın üzerinde vücut bulmuş her şey. Her  şeyin özünde aşk var. Burda mânâsını buluyor: &quot;<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'ı seviyorsanız bana  uyun ki, <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> da sizi sevsin&#8230;&quot; kelâm-ı nûrânîsi. Sevmenin en karmaşık  tarifi bu, en reel: &quot;Sevmek, sevdiğinin sevdiğine tâbî olmaktır. Ki  neticesinde sevilen de seveni sever. Sevmek, sevilmeye liyâkat  kesbetmektir.&quot;<br />
<br />
   <br />
<br />
&quot;&amp;THORN;em'i gör kim yanmayınca  yakmadı pervaneyi&quot;   Pervâne deyişime muvâfık düşsün: Üç pervâne yavrusu  kendi aralarında ateşi konuşuyorlarmış, &quot;Nedir bu ateş dedikleri?&quot;  Birisi cesaretlenmiş: &quot;Ben gidip ne olduğunu öğreneceğim!&quot; gidip mumun  etrafında şöyle bir dönüp gelmiş: &quot;Ateş parlak bir şeydir.&quot; Diğer  pervane: &quot;Bu yeterli değil, ben daha iyi bir bilgi getireceğim size!&quot;  demiş ve muma biraz daha yaklaşarak etrafında dönmüş: &quot;Ateş sıcak bir  şeydir.&quot; Üçüncüsü iki bilgiyi de beğenmemiş, o da uçmuş muma doğru, ama  alevin tam ortasına girmiş. Öğrenmiş.<br />
<br />
   <br />
<br />
Yar için ağyâre  minnet ettiğim aybeyleme   Bağbân bir gül için bin hâre hizmetkâr olur                                                                 (Fuzûlî)<br />
<br />
   <br />
<br />
&quot;Sevgilinin  hatırına etrafındakilere minnet ettiğim için beni ayıplama; bahçıvan  bir gül için bin dikene hizmet eder.&quot; (Sevmek üzerine konuşuyorsak  Fuzûlî'siz olmazdı.)   Bin talebenin içinden bir tanesi olsun salâha  erer diye gayrete devam etmek, bir insanın bir güzelliği için bin  kusurunu görmezden gelmek&#8230; <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> için sevmek, kimseden incinmemeyi  sağlar. Cümleden müstağnî olunca gönül kime dayanır ve kimden ümitlenir  ve kime kırılır?<br />
<br />
 <br />
<br />
 &quot;Sevmek cümleden âzâde olmaktır.&quot;  (&quot;Cümle&quot;, &quot;herkes&quot; anlamında.) Âzâdelik, özgürlük, hürriyet; bütün  dillerde güzeldir: yalnız <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>'a kul olmak.    Mutlak diye hamiş düşmek  zorunda kalıyoruz, oysa &quot;mutlak hürriyet, asıl özgürlük&quot; diye bir şey  yok, özgürlük var ve diğerleri sadece mecaz! <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> sevilir ve O'nun için  her şeye sabredilir. <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> sevilir ve O'nu düşünerek geçer yıllar, bir  arpa boyu yol aşmamışım denilir. O'nun için ne yapılsa azdır, ne kadar  tanısan o kadar seversin, tadına doyulmaz bir nimettir O'nun muhabbeti.  <acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym> sevilir ve kimseyi görmez gözümüz&#8230; &quot;O varsa her şey var, O yoksa  hiçbir şey yok.&quot;<br />
<br />
   <br />
<br />
Bu yüzden şimdilerde sevmek tarifim  şu: &quot;Bu şehrin en tenha yeri kalbimdir şimdi&#8230;&quot; (Acıyla söylenmedi bu  söz; sevgiyle, coşkuyla, meserretle söylendi.) Tenhâlar halvet  yerleridir. Sırt sırta verip yıldızlara bakarak &quot;<acronym title="Allah lafzını kullanırken lütfen baş harfini büyük yazınız.">Allah</acronym>&quot;tan  bahsedersiniz. Bir sahilin tenhalığında, bir kayanın üzerinde; dalgalar  koşup gelir kulak misafiri olmaya&#8230; Tenhâlık güzeldir. Issızlık öyle  değil. Çünkü &quot;ıs&quot; sahip demektir eski Türkçe'mizde, ıssızlık  sahipsizliği çağrıştırır bu yüzden. Virâne evler ıssız, boş sokaklar  tenhâdır. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur, böyle bir şey. Issızsa bir  yürek, kimsesiz kalmış demektir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Tenhâysa muhabbete  medar olur. Kesretten vahdete ermek, tek ü tenhâ kalmak&#8230; Herkes terk  etmeden kendi ihtiyarımızla yalnızlığa geçmek. Tecerrüd etmek  varlığımızdan, tenhâlaşmak&#8230; Kalabalığın tam ortasındaki ıssızlıklarımızı  verip bir özge tenhâlık almak ki, orayı &quot;Vedûd&quot; doldurur, &quot;Velî&quot;  doldurur; kalbimizdir o küçük boşluk, yalnız O'nunla dolar işte! Azamet  ve celâldeki güzellik, kalbi titreyerek bakmak yüzüne, bakınca korkmak,  bakmayınca özlemek, görünce çekinmek&#8230; Azametin cemâli&#8230; Belimi bükerken  fânî sevgilerimin ağırlığı, Sen ne hoş bir sevgiyle içime eğiliyorsun  Rabbim!<br />
<br />
   <br />
<br />
Sübhâne Rabbiyel azim, sübhane Rabbiyel azim,  sübhane Rabbiyel azim&#8230;Sevmek, ölene dek, çeşitli vecheleriyle almaya  devam edeceğimiz bir derstir.   <br />
<br />
Ayşenur Vural</font></b></font></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=30">Serbest Kürsü</category>
			<dc:creator>SiyahSancaktaR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9488</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&#8220;Kendinizi yenileyin fakat dinden uzak olmayın!&#8221;]]></title>
			<link>http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9487&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 19:41:17 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Resim: http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif  
 
 
 
 
*1840&#8217;lı  yıllarda Osmanlı yeni bir sistem arayışına girmişti... Bir kısım...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif" class="highslide" onclick="return hs.expand(this)" ><img src="http://img198.imageshack.us/img198/6369/osmanlarmas.gif" border="0" alt="" onload="HSImageResizer.createOn(this);" /></a><br />
<br />
<br />
<br />
<font face="Georgia"><font size="4"><br />
<font color="green"><font face="Palatino Linotype"><b>1840&#8217;lı  yıllarda Osmanlı yeni bir sistem arayışına girmişti... Bir kısım devlet  adamları, Fransa&#8217;nın, bir kısmı da Avusturya&#8217;nın örnek alınmasını  istiyorlardı. İkinci grup; Fransa Cumhuriyet olduğu için bize uymaz,  Avusturya imparatorluk olduğu için bize daha yakın diyorlardı. Fakat her  iki grup da sistemin mutlaka değiştirilmesinde hemfikirdi.<br />
<br />
Bu  tartışmalar yapılırken, Avusturya Başbakanı, Prens Metternich&#8217;in  İstanbul&#8217;daki sefiri Appony Kontuna aracılığı ile gönderdiği tavsiye  mektubu ortalığı allak bullak etti. Batılılaşma düşüncesiyle yanıp  tutuşan devlet ricalini sarstı bu mektup... Topyekûn batılılaşmayı  savunan İngiliz yanlısı mason Reşit Paşa hükümetinin düşmesine sebep  oldu.<br />
<br />
Aslında, bu nasihat diğerlerinden farklıydı; her şeyden  önce dostçaydı. Sinsice değildi. Reçetenin bir Osmanlı devlet adamından  değil de Hristiyan bir devlet adamından gelmesi de manidardı. Şimdi  bakalım Prens Metternich&#8217;in reçetesinde neler var?..<br />
<font color="red"><br />
ÇÖKÜŞÜN SEBEBİ</font><br />
<br />
&#8220;İmparatorluk  günden güne zayıflamakta ve çökmektedir. Bu bir gerçektir. Gizlenmesi  mümkün olmayacak kadar açıktır. Bir an önce bunu masaya yatırıp çöküş  sebepleri ve çöküşün nasıl durdurulabileceği hususunun tartışılması  gerekir.<br />
<br />
Bana göre, Osmanlıyı bu hâle düşüren sebeplerin başında  Avrupalılaşma zihniyeti gelir. Bunun temelinde, tam bir cehalet ve akıl  almaz hayalperestlikten başka bir dayanağı olmayan ve ısrarla savunulan  Avrupa kopyası reformlar yapma hevesi yatar.<br />
<br />
Osmanlı Devletine  tavsiyemiz şudur: Hükümetinizi varlık sebebiniz olan dininize saygı  esası üzerine kurunuz! Devlet olarak varlığınızın temeli, Padişahla  Müslüman halk arasındaki en kuvvetli bağ, dindir. Zamana uyun, çağın  ihtiyaçlarını dikkate alın. Fakat dinden uzak olmayın!<br />
<br />
İdarenizi  yeni bir düzene, sisteme sokun, ıslah edin. Ama yerine size hiç de  uymayacak olan müesseseleri koymak için eskilerini yıkmayın! Avrupa  medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları almayın.  Zira bu, sultanı, yıktığı ve yerine koyduğu şeylerin değerini bilmeme  durumuna sokar.<br />
<br />
Avrupa uygarlığından, sizin kurumlarınızla  uyuşmayan sistemler almayın. Zira Batılı kurumlar, imparatorluğunuzun  temelini meydana getiren ilkelerden farklı ilkelere dayanmaktadır.<br />
<br />
Batı  kanunlarının temeli Hristiyanlıktır. Siz Müslümansınız,Türk&#8217;sünüz;  böyle kalınız. Tatbik edemeyeceğiniz kanunu çıkarmayın! Hak bellediğiniz  yolda ilerleyin. Batı&#8217;nın sözlerine kulak asmayın. Siz ilerlemeye  bakın...<br />
<br />
Dininizin sizi toleranslı yapacak, diğer medeniyetlerden  üstün kılacak ilkelerinden yararlanmaya bakın. Diğer dinlerden olan  halkınıza tam bir himaye sağlayın. Onların dini işlerine karışmayın.<br />
<br />
Kanunlarınızı  kesinlikle uygulayın. Batının gösterdiği yollara aldırmadan doğruca  yürüyün. Bu yollara sapmayın. Çünkü tavsiye edilen bu yollar sizin  bilmediğiniz yollar...<br />
<br />
Adalet ve bilgiyi elden bırakmayın. Avrupa kamuoyunun az çok değeri olan kısmını yanınızda bulacaksınız...<br />
<br />
Kısaca,  biz Osmanlı&#8217;yı kendi idare tarzının tanzim ve ıslahı için giriştiği  teşebbüslerden vazgeçirmek istemiyoruz. Fakat ona, bu ıslahatın, Osmanlı  imparatorluğunun şartlarına ortak hiçbir yöne sahip bulunmayan  modellerde aranmamasını, kanunlarında Doğulu âdetlere zıt düşen  devletlerin kanunlarını taklide yönelmemesini tavsiye ederiz. Ama,  Avrupa&#8217;yı örnek olarak almamalıdır kendine. Zira Avrupa&#8217;nın şartları  başkadır, Türkiye&#8217;nin başka... Avrupa&#8217;nın temel kanunları Doğu&#8217;nun örf  ve âdetlerine taban tabana zıttır. İthal malı ıslahattan kaçının. Bu  gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler. Onlardan  hayır gelmez sizlere.&#8221; (Tanzimat-Ed. Engelhardt)<br />
<br />
Bu tavsiyeye  uyuldu mu? Tabii ki uyulmadı. Aksine Avrupalılaşma hızı arttı. Gençler  cahil olarak yetiştirildi. Zamanla aydın kesim; kültürümüzden,  örfümüzden, dinimizden tamamen uzaklaştı. Halk da câhilleşti. Halkın  cahilliği, aydınların inançsızlığı altı asırlık Osmanlı&#8217;nın çökmesine,  yok olmasına sebep oldu... Milletleri millet yapan, kendi öz  değerleridir...<br />
<br />
Mehmet Oruç</b></font></font></font></font></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.nurudilara.com/forumdisplay.php?f=32">Târih</category>
			<dc:creator>SiyahSancaktaR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.nurudilara.com/showthread.php?t=9487</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
